MELEZ POLİTİKA: HELİKOPTER PARA

Las Vegas  Lights kulübünün, LA Galaxy ile yaptığı maç arasında helikopterden taraftarlara para atması gibi yada La Casa de Papel’de Profesör’ün İspanya Merkez Bankasına girmek için galeyan çıkarmak adına zeplinden dağıttığı para gibi FED de ekonominin üzerine para dağıttı.

Şu an corona virüsünden dolayı tüketimde oluşan aksama için analistler ve politikacılar, hem talebi canlandıracak hem de ekonominin yapısını iyileştirecek alışılmadık bir politika ile ilgili fikirler paylaşmaya başladılar. Bu yazıda bu fikirlerden en ünlüsü olan para politikasının çaresizliğini anlatacağım.

Bilindiği üzere mal ve hizmetlerin tüketimi veya tüketici harcamaları, ekonominin temel itici güçlerinden biridir. Tüketim harcamaları, dünyanın gayri safi yurtiçi hasılasının %58’ini oluşturmaktadır. ABD ve İngiltere gibi ülkelerde bu GSYİH’larının üçte ikisini temsil ediyor. Dolayısıyla, tüketici harcamaları yavaşlarsa veya durursa, ekonomi büyük sorun yaşar. Şu an dünyada işyerlerinin kapanışlarını ve işten çıkarmaları görüyoruz. Yani tüketici harcamaları büyük bir darbe alacak bu koşullarda. Bu duruma önerilen çözüm ise, hükümetlerin her kişiye ödeme yapmasıdır. Böyle bir kararın verilme sebebi, banka hesabınızda fazladan paranız varsa, gelecek hakkında daha az endişe duyacağınız ve harcamaya daha meyilli olacağınızdır. Bazı hükümetler bunu denemeye başlıyor. Nakit banknot dağıtma geçmişi olan Hong Kong hükümeti, Şubat ayında ülkedeki yerleşik halkına 10000 Hong Kong  doları yani 1280 ABD doları vermeyi planladığını duyurdu. Mart ayında Amerika hükümeti, belirli bir seviyenin altındaki her yetişkine 1200 dolar gönderen bir paket onayladı. 82 milyonluk nüfusa sahip olan Türkiye ise sadece 2 milyon 300 bin haneye 1000 lira yani 143,27 ABD doları destek verebiliyor. Ekonomik güç bu politika için önemli olduğunu da bu rakamlarla görüyoruz. Dünyadaki diğer ülkeler de benzer planları düşünüyor. Ancak, doğrudan nakit aktarma fikri yeni bir fikir değildir. ‘Helikopter para’ terimi, 1969’da pratik bir politika aracı olarak değil, bir düşünce deneyi olarak ekonomist Milton Friedman tarafından üretilmiş, 14. Fed Başkanı Ben Bernanke tarafından da ünlenmişti. Aslında söz konusu olan politikanın ismi “Para ile Finanse Edilen Maliye Politikası”dır. 

Para politikası tek başına ekonomik toparlanmayı desteklemek veya çok düşük enflasyondan kaçınmak için yetersiz olduğunda, maliye politikası potansiyel olarak güçlü bir alternatif sunar. Özellikle faiz oranları sıfıra yakınsa. Bu yüzden parayla finanse edilen mali müdahaleler güçlü bir araçtır. Politikacıların yalnızca acil durumlarda, diğer seçenekler etkisiz olduğu zaman veya gelecekteki istenmeyen sonuçları (örneğin, yolda olan bir borç krizi) tetiklediği zaman başvuracakları tarzdan politikalardır. Şu anki koşullar için her kesimden iktisatçı tarafından desteklenen bir politika aracıdır. Bu politika aracı daha fazla kamu harcamasını sağlayan, vergi indirimi sağlayan ve fazla borçlanmaya karşı nitelikleri olan bir araçtır. Corona virüs krizinin bırakacağı ekonomik etkileri en aza indirmek için zorluğun boyutuyla orantılı hızlı ve iyi hedeflenmiş politikalara ihtiyaç vardı. O yüzden her kesimden destekleniyor. Hızlı ve o boyutta bir politika olduğu için. 

Bu krizden önce merkez bankaları  enflasyonu teşvik etmek için geleneksel olmayan bu aracı kullanırlardı. Ayrıca bu kalıcı/geri dönüşü olmayan helikopter paranın gerçek dünyada uygulanması için   koordineli mali-parasal eylemler gerçekleşmesi gerekir. Yani Merkez Bankası ile Hazine arasında işbirliği ve koordinasyon gereklidir. Şimdi şu da var ama ABD hükümeti ve Hazine, vergi ödemeden hane halklarına 1 trilyon dolar göndermeyi seçerse buna maliye politikası denir. Ancak Fed aynı şeyi yaparsa, buna para politikası denir. Bu  araç makro ekonomik politika karması gibi ama değil de gibi. Hem basit hem karışık ve bu aracın açık bir tehlikesi de var. Bu nedenle ekonomik koşullar önemli ölçüde kötüleşmedikçe açık bir şekilde denenmesi olası değildir. Fakat bir durgunluğa rastlarsak (bu zamanda görüldüğü gibi) hiçbir şey yapmamanın riski daha da kötüdür tabi. 

Helikopter para aslında bir mali operasyondur ama FED’in parmağı da var işte. Demiştim karışık işte biraz. FED’in doğrudan ABD Hazinesi’ne borç vermesini yasaklayan bir yasa var. Bu yasa yüzünden Hazine, FED’deki hesabında pozitif bir bakiye olmadığı sürece harcama yapamaz. Ayrıca merkez bankası federal hükümetin bir ajansıdır ve borcu teknik olarak hükümetin borcu olarak düşünülmelidir. ABD hükümetinin FED’den doğrudan kredi almasını yasaklayan yasadan farklı olarak, FED helikopter para harcaması yapma konusunda da yasal bir yetkiye sahip değil. Ama şöyle bir şey de vardır ki hükümetin helikopter para harcaması yapıp yapamayacağını merkez bankasına söyleme konusunda açık bir yetkisi var. Yani merkez bankası bağımsızlığı ilkesinin açık bir ihlali var burada. Ancak, katı kuralların olağanüstü koşullar karşısında gevşetildiği birçok durum gördük. Ayrıca, merkez bankası bu tür bir programa gönüllü olarak katılmayı kabul ederek resmi bağımsızlığını korumaya devam edebilir.

Ekonomiyle yapılan bu mücadelenin şimdiye kadar neredeyse yeterince vurgulanmayan başka bir boyutu daha var. Sıfır veya negatif reel faiz oranları, yarı kalıcı hale geldiklerinde sermayenin etkin tahsisini zayıflatır ve krizler için zemin hazırlar ve bu tür politikalar hükümetler tarafından sık kullanılırsa etkinliklerini zayıflatabilecek bir enflasyona ve bireysel davranışlarda değişikliklere neden olabilirler. İnsanların tadına baktıktan sonra daha fazlasını istemeye devam edecekleri korkusu da var. Uzun vadede, bu durum kaçak enflasyona yol açabilir. Ancak bu durum bugünlerde enflasyon oranlarının tarihsel olarak düşük seviyelerde olmasına kıyasen daha az endişe verici bir durum.

Tüketici Fiyat Endeksine Göre Küresel Enflasyon / Yıllık Yüzdelik Değişimleri

                                                                                                                      Kaynak: World Bank, 2020

Eğer bir merkez bankası para vermeye başlarsa, karşılık gelen varlığı olmayan borçlar yaratır ve böylece özkaynağını tüketir. İnsanlar da vergilerinin gelecekte bir helikopter para için ödeme yapmak üzere artacağını düşünürler ve gelecekteki bu yükümlülüğü yerine getirmek için paradan tasarruf edebilirler. 2008 Büyük Buhranı sırasında ABD hükümeti, 130 milyon vergi mükellefine ekonomik teşvik ödemeleri olarak adlandırılan 100 milyar dolar vergi indirimi uygulamıştı. Ne yazık ki, para durgunluğun beklemesini durduramadı ve yapılan bir ankette çekleri alan insanların sadece %20’sinin parayı gerçekten harcadığı anlaşıldı. Bu politikaya bir başka itiraz ise bunun uzun vadeli bir çözüm olmamasıdır. İşçilerin işsiz kaldıklarında işlerini sürdürmelerine veya yeni iş bulmalarına yardımcı olmaz ve bir kerelik nakit ödeme kesinlikle sabit bir maaş ödemesi gibi olmaz.

En kötü senaryoda, bu önlemler nihayetinde merkez bankalarına olan güvende bir kayba neden olabilir. Bu da finansal sistemleri zayıflatabilecek bir etkidir. Helikopter paranın harcamaları canlandırması için, kamuoyunun Friedman tarafından düşünce deneyinde tarif ettiği gibi “asla tekrarlanmayacak benzersiz bir olay” olduğuna inanması gerekir. Genel halka para vermek umutsuz bir önlem gibi görünse de, aynı zamanda düşen tüketici talebiyle mücadele etmek isteyen hükümetler ve merkez bankaları için son çare olarak güçlü bir silahtır.

KAYNAKÇA

  1. Bernanke, B. (2016) “What Tools Does the Fed Have Left? Part 3: Helicopter Money”, Brookings Institute, erişim tarihi: 22 Nisan 2020 https://www.brookings.edu/blog/ben-bernanke/2016/04/11/what-tools-does-the-fed-have-left-part-3-helicopter-money/ 
  2. Buiter, W. H.  (2014) “The Simple Analytics of Helicopter Money: Why it Works – Always”, Economics, Cilt. 8,  DOI: org/10.5018/economics-ejournal.ja. 2014-28, erişim tarihi: 22 Nisan 2020 https://papers.ssrn.com/sol3/papers.cfm?abstract_id=2484853 
  3. Belke, A. (2018) “Helicopter Money: Should Central Banks Rain Money from the Sky?” Intereconomics 53, 34–40 erişim tarihi: 22 Nisan 2020  https://doi.org/10.1007/s10272-018-0716-9 
  4. Νikolaos A. (2017) “Eurozone Debt Monetization and Helicopter Money Drops: How Viable can this be?”Journal of Central Banking Theory and Practice | Volume 6: Issue 3, Department of Economics, University of , Thessaly, Greece erişim tarihi: 22 Nisan 2020  https://doi.org/10.1515/jcbtp-2017-0018 
  5. Skidelsky, R. (2016) “Helicopter Money Is in the Air”, Project Syndicate, erişim tarihi: 22 Nisan 2020 https://www.project-syndicate.org/commentary/helicopter-money-in-the-air-by-robert-skidelsky-2016-09?barrier=accesspaylog 
  6. Fullwiler, S. (2015) “What Is Helicopter Money, Anyway?”, Posted to New Economic Perspectives, erişim tarihi: 22 Nisan 2020 https://www.researchgate.net/profile/Scott_Fullwiler/publication/281852896_What_Is_Helicopter_Money_Anyway/links/55fb7de908aeba1d9f3a121f.pdf 
  7.  Galí, J. (2020) “Helicopter money: The time is now”, CREI, Universitat Pompeu Fabra and CEPR, erişim tarihi: 22 Nisan 2020 https://voxeu.org/article/helicopter-money-time-now 
  8. Derviş, K. (2016) “Time for helicopter money?” Project Syndicate, erişim tarihi: 22 Nisan 2020 https://www.project-syndicate.org/commentary/coordinated-monetary-policy-revive-growth-by-kemal-dervis-2016-03?barrier=accesspaylog 
  9. Irwin, N. (2016) “ Helicopter money: Why some economists are talking about dropping money from the sky”, The New York Times, erişim tarihi: 22 Nisan 2020  https://www.nytimes.com/2016/07/29/upshot/helicopter-money-why-some-economists-are-talking-about-dropping-money-from-the-sky.html 

MODERNİZMİN VİCDAN”SIZI”

GİRİŞ

  Bu çalışmada Charles Dickens’ın “Zor Zamanlar” adlı eseri modernite bağlamında ele alınacaktır. Değerlendirme sürecinde yer yer eserden ve çeşitli kaynaklardan alıntılar verilecek olup metin dipnotlarla zenginleştirilmeye çalışılacaktır. Böylece sanayi devrimiyle ortaya çıkan toplumsal, ekonomik ve kültürel birçok gelişme modernizm ile bağlantılı olacak şekilde bu kitap özelinde analiz edilecektir.

KİTAP HAKKINDA GENEL BİLGİLER

  Zor Zamanlar Charles Dickens’ın  ilk kez 1854’te yayınlanan onuncu romanıdır. Türkçeye çevrildiği ilk tarih 1997 olan bu roman Victorya döneminin temel felsefeleri olan faydacılık, rasyonalite fikirlerini Bay Gradgrind ve Bay Bounderby üzerinden eleştirir aynı zamanda İngiltere’nin sanayileşen kentlerinden biri olan Manchester kitapta Coketown şehri olarak resmedilir.

  Romanda birbirine bağlanarak anlatılan üç adet olay örgüsü bulunmaktadır. Birinci olayda sirkte çalışarak geçimini sürdüren bir babanın kızı olan Sissy’nin duygular ve mantık arasında gidip gelen yaşantısı anlatılırken ikinci öyküde Gradgrind’in çocukları Louisa ile Tom’un sevgiden yoksun, kurallarla dolu hayat öyküleri eserde işlenmektedir. Metinde geçen üçüncü durumda ise kapitalistlerin boyunduruğunda kalmış iki emekçi üzerinden (dokuma fabrikasında çalışan Rachael ve Stephen Blackpool) fabrika bacalarından çıkan dumanlarla kirlenen Coketown şehrinin o dönemki manzarası gözler önüne seriliyor.

  Dickens’ın bu üç öyküyü okuyucusuna sunarken asıl gayesi sanayileşme ile birlikte İngilterede yaşanan büyük değişimi o dönemin özellikleri doğrultusunda analiz etmektir.

“Dickens, bu üç öyküyü anlatırken, iki amaç güder: Bunların biri, tümüyle yanlış bir eğitim kuramını kınamak, öteki de Coketown’da çalışanların korkunç yaşam koşullarını gözler önüne sermektir. Yanlış eğitim sistemini Gradgrınd temsil eder; Coketown’da bu sefalete neden olan acımasız ekonomik düzeni de, Gradgrind’in yakın arkadaşı Bounderby.”[1]

YAZARA DAİR

  Charles John Huffam Dickens 7 Şubat 1812 yılında Portsmouth şehrinde doğmuştur. İngiliz yazar ve eleştirmen olan Dickens Victoria devrinin en iyi romancısı olarak kabul görmüştür.

  Babasının iflas ederek hapishaneye düşmesi üzerine yazar 12 yaşında okulundan ayrılarak çalışmak için Thames Nehri civarında yer alan bir boya fabrikasına girdi. Buna bağlı olarak sanayi çağının başlangıç evresini ve işçilerin zorlu yaşam koşullarını da yakından izleme fırsatına sahip olur. 15 yaşına geldiğinde Charles Dickens bir avukatın yanında çalışmaya başladı. Morning Chonicle gazetesinde haberci olarak çalışmaya başladı. 1836’da Boz’un Karalamaları(Sketches by Boz) başlığı altında ilk kitabını yayımlar. Yine bu yıllarda Catherine Hogarth ile evlenir ancak 1858’de eşinden boşanır. Dickens, 1836’da yayınlanan “Bay Pikvik’in Serüvenleri(The Pickwick Papers)” romanı ile şöhrete kavuşur. Daily news ve Household Words gazete ve dergisini çıkarır. 1870′de Edwin Drood”un Gizi (The Mystery of Edwin Drood) adlı romanını tamamlayamadan hayata veda eder.

  Kariyeri boyunca yirmi yıllık bir süre içerisinde haftalık olarak çıkan bir gazeteyi yönetti, 15 roman, 5 uzun öykü, yüzlerce kısa öykü ve kurgu dışı makale yayınladı; çocuk hakları, eğitim ve diğer toplumsal konularda yenilikler için mücadele verdi. Charles Dickens gerçekçi yazım kuralını mizah ve benzersiz karakterler ile süslemesinden dolayı Tolstoy ve George Orwell gibi büyük yazarlar tarafından övülmüş. Wirginia Woolf ve Oscar Wilde tarafından ise psikolojik açıdan derinlik eksikliği ve gevşek yazım şeklinden dolayı şikâyet edilmiştir. 

Eserleri:

ROMANDAKİ BAŞLICA KARAKTERLERİN ÇÖZÜMLEMESİ

  • Bay Gradgrind: İsmine baktığımızda grade (derece) ve grind (öğütmek) kelimeleri göze çarpar, buradan da anlaşılacağı üzere Bay Gradgrind analitik düşünmeyi prensip edinmiş bir adamdır.[3] Coketown’da, zengin bir emekli tüccardır. Daha sonra milletvekili olur. Coketown şehrine bir okul kurmuştur. Hayatını akılcılık ve faydacılık ilkelerine göre düzenler. Kişisel çıkar ve akıl onun için çok önemlidir. Ona göre insanlar rasyonel kurallarla yönetilmelidir. Romanın sonunda ise umut ve yardımlaşma temel felsefesi haline gelir.
  • Josiah Bounderby: Coketown kasabasında zengin bir tüccardır, aynı zamanda Bay Gradgrind’ın dostudur. Daha sonra Gradgrind’in kızı Louisa ile evleniyor. Bounderby gerçeklerden ziyade daha çok para ve daha fazla güç peşindedir. Bounderby’nin bu tutumu, sanayileşme ve kapitalizmin meydana getirdiği toplumsal değişimleri temsil eder. “Sanayi Devrimi’nin itici gücü olan saldırgan para ve güç hırsı idealinin somutlaşmasıdır.”[4] Adındaki bounder kelimesi sütü bozuk anlamına gelmektedir.[5] Geçmişteki hayatından sürekli şikâyet edip, şimdi yaşamış olduğu hayattan gurur duyuyordu.
  • Louisa Gradgrind: Gradgrind’in kızıdır. Daha sonra Bounderby ile evlenir. Hayata karşı kendini yabancılaşmış hisseder.
  • : Sirkte çalışan bir palyaçonun kızıdır. Kitapta sevginin ve umudun temsilidir. Duygulara ve hayallere değer veren Sissy, Bay Gradgrind’in zıt karakteridir. Babasının onu terk etmesi üzerine Bay Gradgrind eğitimini üstlenmiştir.
  • Thomas (Tom) Gradgrind: Gradgrind’in oğludur. Bounderby’nin bankasında çalışmış sonrasında da bankayı soymuştur. Kumar oynamak gibi alışkanlıkları olan Thomas ikiyüzlülüğüyle dikkat çekmektedir.
  • Bayan Sparsit: Bay Bounderby’nin evini yöneten dul bir kadındır. Geçmişte elit bir tabakanın üyesi olan bu görgülü kadın ailesiyle sorunlar yaşayınca Bounderby’in evinde çalışmaya başlamıştır. Geçmişteki zenginliğinden ve mükemmel hayatından gurur duyan, şimdiki hayatının ise kendisine utanç verdiğini belirtir.
  • Stephen Blackpool: Bounderby’ın fabrikasında dokumacı olarak çalışır. Stephen, okumamış ve zor bir hayat yaşamıştır; iyi bir işçi ve dürüst bir insandır. 19 yıllık evliliğinden memnun olmayan bu adam Rachael’i sevmektedir. Bankayı soymakla haksız yere suçlanacak ve bir maden yatağına düşmesi sonrasında ölecektir
  • Rachael: Stephen Blackpool’u seven saf ve dürüst bir kadındır. Hayatın tüm zorluklarına rağmen hiçbir zaman ümidini yitirmeyen merhametli birisidir. Bounderby’ın fabrikasında çalışmaktadır.
  • Sleary: Sissy ve babasının şov yaptığı sirkin sahibi.
  • Bitzer: Bounderby’ın bankasında çalışan önceden Sissy’nin sınıf arkadaşı olan soluk yüzlü karakter. Her şeyi kendi kişisel çıkarları ve para açısından değerlendirir.
  • Bayan Pegler: Bounderby arazisini gözlemlemek için bazen Coketown’u ziyaret eden yaşlı bir kadın. Daha sonra Bounderby’nin annesi olduğu ortaya çıkıyor. Bounderby’nin anlattığı hikayedeki evladını terk eden anne gerçekte ise merhametli bir anne figürü.
  • Bayan Gradgrind: Thomas Gradgrind’in eşidir.
  • James(Jem) Harthouse: Bay Gradgrind’in parlamentodan arkadaşının kardeşi. Bay Gradgrind’in kızı Louisa’dan etkilenen bir asilzade. Jem’e göre tek gerçek, “Olacak olan, olacaktır” biçiminde kullandığı İtalyanca bir deyimdir.[6]
  • Mcchoakumchild: Bay Gradgrind’in kurduğu okulda çalışan bir öğretmen.
  • Jupe: Sirkte soytarı olarak çalışıyor, daha sonra kızı Sissy’i terk ediyor.

ROMANIN ÖZETİ

  Gradgrind ailesi İngilteredeki Coketown şehrine bir iki mil uzaklıktaki Stone Ladgede yaşamaktadırlar. Romanın ana karakterlerinden biri olan Bay Gradgrind çocukları Louisa ve Thomas’ı gerçekler olarak tanımladığı faydacı felsefeyle yetiştirmektedir. Gradgrind, bir okul yaptırmıştır ve oradaki eğitimin de sadece “gerçekler”e göre verilmesinden yanadır. Bir gün eve dönerken sirkin önünde çocuklarını yakalayan Gradgrind gördüklerine inanamaz. Bounderby ile birlikte Gradgrind, Louisa ve Tom’un sirke gitmesinin nedeni olarak Sissy’i görürler. Çünkü Sissy ve babası sirkte çalışmaktadır. Bu yüzden Sissy’nin okuldan atılmasına karar verirler. Bu bağlamda Sissy’nin babasıyla görüşmek için sirke giderler. Ancak Bounderby ve Gradgrind sirke vardığında Sissy’nin babasının sirkten kaçtığını ve Sissy’i yalnız bıraktığını öğrenirler. Bunun üzerine Bay Gradgrind, Sissy’i sirktekilerle görüşmemesi şartıyla evine alarak eğitimini üstlenir.

  Yıllar sonra; Thomas, Bounderby’ın fabrikasında çalışmaya başlar. Louisa ve Sissy genç birer kadın olmuşlardır ve Bay Gradgrind kızı Louisayı yaşlı ama zengin olan can dostuyla -Bounderby- evlendirir. Evliliğin üstünden bir yıl geçmesinin ardından Bay Gradgrind’in milletvekili olduğu zamanlardan bir arkadaşının kardeşi olan James Harthouse Coketown kasabasına gelir ve Louisa’dan etkilenir. Bir süre sonra aşkı daha önce hiç tatmamış olan Louisa, James’e aşık olur ve hissettiği bu tuhaf duyguyu babasıyla paylaşır. Bay Gradgrind, Louisa’nın sıkıntılarından dolayı kendini ve eğitim düşüncesini sorumlu tutar ve her şeyi sorgulamaya başlar: “İnsanlar, kalbin de en az kafa kadar akıllı olduğunu söylüyorlar. Hayatım boyunca buna inanmadım. Ben hep akıl yeterlidir diye düşünürdüm, fakat yanılmış olabilirim” der.[7] Artık rasyonel tutum ve “gerçeklik” anlayışı, yerini kuşku ve sorgulamalara bırakmıştır. Sissy’in sözüne uyarak James şehri terk etmek zorunda kalır. Bayan Sparsit,  Bay Bounderby’e eşinin Bay James ile kaçtığını söyleyince, Bounderby Gradgrindlerin evine gider ve gerçekleri öğrenmesine ve karısının hasta olduğunu öğrenmesine rağmen, “eğer yarın öğlene kadar evine dönmezse ömür boyu babasının evinde kalacağını söyleyerek” gider. Bounderby ile Louisa’nın evliliği böylece biter.

  Bir diğer olay Bounderby’nin fabrikasındaki işçilerden biri olan Stephen’ın öyküsüdür. Stephen, on dokuz yıllık bir evliliği olan ancak eşi sürekli içip evdeki eşyaları sattığı için evliliğinde mutlu olmayan bir işçidir. Aynı fabrikada çalışan yakın arkadaşı Rachael’i sevmektedir. Sendikalaşma hareketlerine katılmadığı için arkadaşları tarafından dışlanan Stephen, bir süre sonra da Bounderby tarafından fabrikadan kovulur. Başka bir şehre gidip orada yeni bir düzen kurmak isteyen Stephen gitmeden önce Thomas ile buluşur. Thomas, Bounderby’ın bankasını soymuş ve suçu da Stephen’ın omuzlarına yıkmak istemektedir. Bütün şehir bankayı Stephen ve Pegler’ın soyduğunu düşünür. -Rachael dışında- Bayan Sparsit bankanın işleriyle ilgilendiği için hırsızları bulmaya karar verir ve Bounderby’nin annesi ve hikayesindeki büyük yalan ortaya çıkar. Bounderby’nin acıklı öyküsünü baştan sona uydurduğu; orta halli bir aileden geldiği; okula gittiği, hiçbir şeyden de yoksun kalmadığı, ancak romanın sonunda, Bounderby’nin Coketown’dan uzak tuttuğu melek huylu annesinin ortaya çıkmasıyla anlaşılır. Stephen masumluğunu ispatlamak için Coketown’a dönerken bir maden ocağına düşüp yaralanır daha sonrasında da ölür. Madenden çıkarılır çıkarılmaz, ölmeden kısa bir süre önce sevdiği kadın olan Rachael’e söyledikleri ise oldukça anlam yüklüdür: “Ocak, açıkken de yok yere canlar aldı, kapalı iken de yok yere alıyor. Her gün hiç uğruna ölüyoruz.”[8] Ayrıca Bounderby’in bankasını soyanın da Stephen olmadığı ortaya çıkar; bankayı Thomas Gradgrind soymuştur. Tom, olayların duyulacağı endişesiyle Amerikaya kaçmak ister ancak Bitzer bankadaki konumunun yükseleceği düşüncesiyle bu planı bozar. Bu sırada Bay Gradgrind’in Bitzer’a sorduğu soru ile gelen cevap çok manidardır: “Bay Gradgrind, ‘Bitzer senin bir yüreğin yok mu?’ diye sorar. Sorunun tuhaflığı Bitzer’i güldürür: ‘Var. Dolaşım onsuz gerçekleşmez ki diye cevap verir.”[9]

  Tom bir şekilde Bitzer’in elinden kaçırılır ve başka bir ülkede hastalanarak ölür. Bayan Sparsit ailesinin yanına gönderilir. Bay Bounderby beş yıl sonra bir gün sokakta düşer ve ölür. Bay Gradgrind çok değişir; gerçeklerin ve figürlerin yerini sevgi ve ümit alır. Louisa bir daha evlenmez, Rachel ve Sissy ile yakın arkadaş olur. Sissy evlenir ve çocukları olur, sevgi dolu bir hayata sahip olur.

VICTORIA DÖNEMİNE BİR BAKIŞ

  Victoria Dönemi, Britanya sanayi devriminin yükselişi ve Britanya İmparatorluğu’nun zirvesi olarak kabul edilmektedir. Victoria Devri genellikle Kraliçe Victoria’nın hüküm sürdüğü 1837 ile 1901 yılları arası için kullanılsa da birçok tarihçiye göre 1832 Reform Hareketi bu kültürel devrin asıl başlangıcıdır. Sanayi devrimiyle birlikte oluşan emek sömürüsü ve işçi hakları, örgün eğitim kurumları, köleliğin kaldırılması gibi önemli gelişmeler bu dönemde meydana gelmiştir.[10] Matematik bu dönemki eğitim felsefesinin temel taşıdır. “Çağa verilen “Victorian” adı, Ingiliz dilinde “pejorative” yani olumsuz ve kötüleyici bir sıfattır günümüzde. Herhangi bir İngilizce sözlüğünü, örneğin Webster’in XX. yüzyıl sözlüğünü açıp bakarsanız, “Victorian” sıfatının “showing the m\ddle class respectability, prudery, bigotry generally attributed to the Victorians” (Genellikle Victoria Çağı’nda yaşayanların nitelikleri sayılan, saygıdeğer olma merakını, cinsel konularda yapay çekingenliği, dinsel yobazlığı gösteren) gibi bir tanımlamasıyla karşılaşırsınız.”[11]

SONUÇ

  Dickens, insanların sayısal ifadelerle adlandırılmasına ya da sayısallaştırılmasına da parmak basmaktadır.[12] Dickens matematik ile faydacılık felsefesinin birlikteliğinden doğmuş bir devrimin toplumsal yansımasını anlatmaktadır.

  Banker, tüccar ve fabrika sahibi Bounderby, Dickens’in çarpık ve acımasız bir kapitalist düzeni kınamak için yazdığı Zor Zamanlar romanında çirkin bir kapitalist tipidir.[13] Kendi de mutsuz bir evlilik yapan Dickens, Stephen’in boşanma isteğini ele alarak, bir toplumsal meselenin daha altını çizer. Dickens, Stephen’ın öyküsünü ele alırken sendika sorununa da değinir. Ancak yazarın sendikalaşmaya dair düşünceleri kitapta net olarak belirtilmemiştir. “Stephen, Dickens’ın bir çeşit sözcüsü olarak konuşarak, fabrika sahiplerinin işçileri birer makine parçası saydığı, onlara insanca yaşama koşulları sağlamadığı için, Slackbridge gibi kötü sendikacıların eline düştüklerini söyler.”[14] Stephen’ın boşanma konusunda danışmak için gittiği Bounderby’in boşanma olayının uzun sürede gerçekleştiğini ve çok masraflı olduğunu belirtmesi boşanmanın üst tabakaya ait bir olgu olduğu gerçeğini bize göstermektedir. “Dickens, “kok kömürü” anlamına gelen “coke” sözcüğünü kullanarak, Hard Times’ın dekoru olan yeni kurulmuş sanayi kentine Coketown adını verir.”[15] Bay Gradgrind’in eğitim sistemiyle  birer birey değil de, ileride faydalı olmaları beklenilen makineler sayılan çocuklara akılla algılanan “olgular” öğretilecektir.[16]  Dickens’ın, Coketown’daki okulda bu eğitim yöntemini uygulayan öğretmene, “choke” ve “child” (boğmak ve çocuk) sözcükleriyle çağrışımlı McChoakumchild soyadını vermesi dikkat çekicidir.[17] Coketown insanları, bencillik içinde, kişisel çıkarlarını ve parayı önemserler. Sirk insanları ise, sıcak ve insancıl duygular içinde, birbirlerini severler, başkalarına yardım etmek için uğraşırlar.[18]

  Yazarın dili oldukça akıcı ve Victoria Dönemi İngilteresini çarpıcı bir biçimde okuyucuya yansıtıyor. Roman, kurgular ve karakterlerin isimlerini belirleme konusunda oldukça başarılı ancak dönemin kimliğini siyasal ve ekonomik alanlarda anlatırken bazen olay akışının bütünlüğü bozuluyor. Tüm bu eleştirilere rağmen eser önemini günümüzde de korumakta ve 19. yy. İngiliz toplumsal yapısını anlamak için okunmaya değer bir yapıt olduğunu gözler önüne sermektedir.

  Sonuç olarak Dickens’ın bu eseri belleğimize şu soruların kazınmasına neden oluyor:

  • Cüzdanın duygu dolaşımını etkilediği sistemin uygulayıcıları olan insanoğlu, yaratılan düzenin faili mi kurbanı mı?
  • Modernizm bizi nereye götürüyor?
  • Çarklar kalplere egemen olurken tabakalar arası eşitsizlikler büyüyor. Bireyler otonom hale mi dönüşüyor?

ESERİN KÜNYESİ

Yazar adı: Charles Dickens

Eser Adı: Zor Zamanlar

Yayın Evi: Oda Yayınları

Yayın Yeri / Tarihi: İstanbul / Mart 2017

Sayfa Sayısı: 272

KAYNAKÇA:

  • Üskent Suphi Burak, “19. Yüzyıl İngiliz Romanında Endüstri Devrimi’nin Yansımaları:Dickens’ın Hard Times’ı, Gaskell’in Mary Barton’ı ve Disraeli’nin Sybıl Or The Two Nations’ı”, Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Batı Dilleri Ve Edebiyatları (İngiliz Dili Ve Edebiyatı) Anabilim Dalı, Yayımlanmış Yüksek Lisans Tezi.
  • Williams Raymond, Sanayi Romanları, Toplum ve Kültür, Çev.Uygur Kocabaşoğlu İletişim Yayınları, İstanbul, 2017.
  • Dickens Charles, “Zor Zamanlar/Hard Times”, çev. Füsun Elioğlu, Oda Yayınları, 5.Basım, İstanbul, Mart-2017.
  • https://tr.wikipedia.org/wiki/Victoria_devri, E.T. 30/03/2020.

[1] Mine Urgan, İngiliz Edebiyatı Tarihi, Yapı Kredi Yayınları, 6. Baskı, İstanbul, Mart 2010, s. 1027.

[2] “Charles Dickens Biography”, http://www.biography.com/people/charles-dickens-9274087#synopsis, E.T. 30/03/2020.

[3] Suphi Burak Üskent, “19. Yüzyıl İngiliz Romanında Endüstri Devrimi’nin Yansımaları:

Dickens’ın Hard Times’ı, Gaskell’in Mary Barton’ı ve Disraeli’nin Sybıl Or The Two Nations’ı”, Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Batı Dilleri Ve Edebiyatları (İngiliz Dili Ve Edebiyatı) Anabilim Dalı, Yayımlanmış Yüksek Lisans Tezi, s.18

[4] Raymond Williams, Sanayi Romanları, Toplum ve Kültür, İletişim Yayınları, İstanbul, 2017, s. 156.

[5].Raymond Williams, a.g.e., s. 157.

[6] Charles Dickens, “Zor Zamanlar/Hard Times”, çev. Füsun Elioğlu, Oda Yayınları, 5.Basım, İstanbul, Mart-2017, s. 122.

[7] Charles Dickens, a.g.e., s. 208.

[8] Charles Dickens, a.g.e., s. 250.

[9] Charles Dickens, a.g.e., s. 262.

[10] https://tr.wikipedia.org/wiki/Victoria_devri, E.T. 30/03/2020.

[11] Mine Urgan, a.g.e., s. 947.

[12] ‘Sissy/Cecelia Jupe: 20 numaralı kız.’ örneğinde olduğu gibi. (Charles Dickens, a.g.e., s. 7)

[13] Mine Urgan, a.g.e., s. 1030.

[14]Mine Urgan, a.g.e., s. 1032.

[15]Mine Urgan, a.g.e., s. 1025.

[16] Mine Urgan, a.g.e., s. 1027.

[17] Mine Urgan, a.g.e., s. 1028.

[18] Mine Urgan, a.g.e., s. 1029.

KORKU EKONOMİSİ

Gezegenimizin her köşesini diğer canlılarla paylaşıyoruz. Bunların arasında mikroskobik ölçekte olan bakteriler, mikroplar ve virüsler de var. Aralarında yediklerimizin oluşmasını sağlayanlar ve bize yardımcı olanlar da bulunuyor ancak sonumuzu getirebilecek olanlar da.

Şu anda bile vücudumuzun üzerinde, ellerimizde ve ağzımızın içerisinde kötü huylu bakteriler ve mikroplar var. Örneğin ölümcül stafilokok bakterisi taşıyor olma ihtimalimiz %25. Bu bakteriler bize zarar vermeyebilir fakat bir başkasından alırsak hayatımızı bile kaybedebiliriz. Ya da normalde bizde görülmeyecek olan bakteri ve virüsler vardır. COVID-19 gibi.

2019 yılını, hayatlarımızın her alanını etkileyen, başta çoğu insanın önemini idrak edemediği ardından pandemik salgına dönüşen bir virüs ile sonlandırdık. Bu virüs sayesinde şuan dünya da iki tür salgın var; korona ve korku. Korku da virüs gibidir. Ama şuan dünya bir tanesi ile ilgileniyor sadece. COVID-19 salgını ile. Uzmanlara göre bu salgın ile dünya ekonomisinde oluşan durgunluğun geçmişte bir örneği yok ve bu durum dünya ekonomisinde kalıcı bir hasar bırakacak. Ama bana göre son zamanlarda zaten kırılgan hale gelen dünya ekonomisi geçmişte yaşadığı tüm krizlerin potporisine hazırlanıyor.

Böyle bir salgının ekonomiye etkisinin tam olarak ölçülebilmesi mümkün değildir. Bu özelliği de uzun süre koruyacak gibi görünüyor. Sokaklarda virüse yakalanma riski, ekonomide ise kriz riski var ki bir ülkede başlayan Mortgage Krizi gibi bir kriz tüm dünyayı etkilemişken , burada bir ülkeden fazla ülkenin ekonomisi söz konusu. Bunun dünyaya bırakacağı etki bambaşka olur. Aşı şimdi bulunsa dahi toparlanma süreci kısa olmayacaktır. Bu kaostan beslenenler de uzun dönemde zararda olacaktır.

Türkiye de bu konuda elinden geleni yapan ülkelerden biri. Virüsün dünyada ilan edilmesiyle, diğer ülkelere nazaren hızlı adımlar atmıştı. BAREM’in yaptığı Korona Virüs Algısı araştırmasına göre halkın %70’i Sağlık Bakanlığı’nın salgını iyi yönettiğini düşünüyor ve bakanlığın çalışmalarına güveniyor. Ayrıca aşı için çalışmalar her ülkede olduğu gibi Türkiye’de de başladı. Tüm dünyadaki bilim insanları ve doktorlar virüsle ilgili araştırmalara devam ederken, Bill Gates gibi ünlü iş adamları da virüse karşı ilaç geliştirilmesi için büyük yatırımlar yapıyor. Bu insanların amaçları yalnızca kendi yataklarında akmak değil, başka ırmakların biriktirdiği bir okyanusa doğru akabilmektir. 

Korona’nın etkisini de anlayabilmemiz için en iyi kıyaslamayı SARS ile yapabiliriz. SARS dünya ekonomisinin belli bir süresini etkilemişti. Sonra aşısı bulunmuştu ve SARS’ta vakaların %10’u ölmüştü. Şuan ki COVID-19 salgınında son verilere göre SARS’ın 16 katı kadar insan bu hastalık yüzünden ölüyor. Ayrıca önceki korona çeşitleri olan SARS ve MERS’in her yaşa etkisi neredeyse aynı iken COVID-19 yaşlıları daha fazla etkiliyor. Bazı ülkeler yaşlılarını gözden çıkardı. Hollanda ve İngiltere hükümetleri virüse yakalanan insanlardan evlerinde kalmalarını istedi. İnsanlık nidaları atan bu ülkeler kendi vatandaşlarını bir nevi ölüme terk etti. Genç nüfusunu kaybetmeme derdine düştüler. Bu durum bir yandan yaşlıların ekonomiye katkılarının düşmesine sebep oluyor. Nüfusunun çoğunluğu yaşlı olan Japonya, Almanya ve İtalya gibi ülkelerin ekonomilerinde yaşanacak artçılar bunu bizlere gösterecektir. 

Bu virüs ile üretim de yavaşlıyor. Çiftçi, tarım alana gitmediği için rafa çıkan ürün azalıyor. Çiftçi üretse bile lojistik ile bunların marketlere taşınması gene bir sorun oluyor. Daha az ürün geldiği için fiyatları daha da yükseliyor ve enflasyon artıyor. Ayrıca Türkiye gibi turizmden büyük gelir elde eden bir ülkede senaryo daha da kötüleşir. 2020 ekonomisini gözden çıkartmak lazım bu durumda. Bu virüsün ekonomiye indirdiği darbelerin düzelmesi zaman alacaktır. Türkiye için Çin’in artık veremeyeceği malları dünyaya sunma fırsatı elde ettiği yaygın bir düşünce olmakla birlikte bir yanılgıdır. Ara mallarını ucuz iş gücüne sahip Çin’den alan Türkiye’nin teknolojik üretim kalemi kısılırken, bir yandan diğer yönde artan kalemleri pek bir değişime neden olmayacaktır. Çin dünya üretimindeki mihenk taşlarından biri olduğu için orada yaşanan herhangi bir aksama dünya üretimini olumsuz etkileyecektir. 

Ayrıca üretim olmazsa enerji talebi de düşecektir. Bu da petrol fiyatlarının düşmesi demek oluyor ki Suudi Arabistan petrole talep azalacak diye fiyatı düşürmek istedi. Rusya rakibi Amerika’ya karşı mağlup olmamak için bu durumdan ne kadar rahatsız olsa da düşürmek zorunda kaldı, ardından üretimlerini de azalttılar. Korona virüs salgınının etkileri, petrol piyasasındaki fiyat savaşlarıyla güçlenerek küresel resesyon olasılığını daha da arttıracak gibi görünüyor. Anlaşıldığı üzere korona virüs salgınının etkileri küresel çapta bir sağlık krizinin çok ötesine geçmiş bir durumda. Salgın tedarik zincirlerini, hava-kara-deniz taşımacılığını ve turizmi, tüketici talebini vurarak, arz ve talep yetersizliği de yaratıyor. Sonsuza kadar sürecek bir kötülük yoktur ama bir resesyon dönemine doğru ilerliyoruz. 

İnsanlar altına yöneldiği için borsalar da sıkıntıda şu durumda. Dünya Altın Konseyi’nin yayınlamış olduğu Altın Talep Eğilimleri raporuna göre 2016’dan beri dünya altın talebi, en yüksek seviyesine bu yıl ulaştı. İnsanlar parasını altına ve Amerikan tahvillerine yatırıyor. Aşağıdaki şekilde 5 yıllık ABD tahvilinin yılın aynı ayına göre değişiminde de görüldüğü üzere en yüksek fiyat seviyesine bu yılda ulaşmış. FED bu durumdan istifade edip, faiz oranlarını başta düşürdü sonra da sıfıra indirdi. Üstelik FED’in faizi düşürdüğü ilk zamanlarda bazı ülkeler daha düşük faiz oranı vermesine rağmen Amerika tahvilinin talebi düşmedi. Çok ilginç olan bir başka durumda IMF’nin bu virüs ile zor duruma düşen az gelişmiş ülkelere 10 milyar dolarlık diğer ülkelere 50 milyar dolarlık hazırladığı faizsiz destek paketleridir. Atılan bu somut adımlar güzel bir haber ama IMF sonrasından bunu nasıl finanse edebilecek?

Çin, virüsün hakkından gelse de bugün virüsün ağırlık merkezi Avrupa’dır. Avrupa adeta bir karantina bölgesine dönüşmüş durumdadır. Bu da büyük bir üretim ve tüketim merkezi olarak Avrupa’nın Çin’in gelişmesine yardımcı olamayacağı anlamına gelir. Yani Çin, satmaya veya almaya hazır olsa da en büyük ticari partneri ne satabilir ne de alabilir durumda olacaktır. Endüstri 4.0 insan emeğini üretimden büyük oranda çekerken, Endüstri 4.0’ın şafağında insan nüfusu temizleniyor resmen.

Korona virüsü ile benzer etkiler bırakan İspanyol gribi dünyanın en büyük felaketlerinden biriydi. Dünyada milyonlarca insana bulaştı ve yaklaşık 20 milyon kişinin ölümüne yol açtı. Buradaki virüs saldırdığı bünyenin bağışıklık sistemi ne kadar güçlüyse ateşin de o kadar yükselmesini sağlıyordu. Osmanlı’ya da askerler yoluyla bulaşmış bir gripti. Ayrıca Atatürk de bu gripten nasibini alanlardan biriydi. O zaman alınan önlemlerde günümüzdekine benzerdir. Okullar belli bir süre tatil edildi. Sinema ve tiyatro salonları kapatıldı. Konferanslar ve toplantılar iptal edildi. İstanbul Belediyesi salgınla mücadele için beyanname yayınladı. Tüm önlemlere rağmen salgın İstanbul’da 10 bin kişinin ölümüne yol açtı. Pandemik salgınlar dünyanın başına çok dert açtı ve acımadı. 

Korkunun kaynağı gelecekte yatar. Japonya Hiroşima gibi bir olayı bir daha yaşamamak için elde ettiği donanıma Hiroşima Faciası olmasaydı belki de ulaşamazdı. Bu salgından da almamız gereken dersler var. Artan dünya nüfusuna karşı biri/birileri dur demek mi istedi veya ekonomisi ve nüfusuyla dünya liderliğine yürüyen Çin’e biri dur mu demek istedi? Çin’in ekonomisine darbe vurmak isteyen bu odak neyi amaçladı ki olmadı; şuan tüm dünyaya yayıldı? Ya da bu odak neyi bekliyor? Tüm dünya zor duruma tamamen düştüğünde bu virüsün aşısını piyasaya sürüp ekonomik güç mü olmak istiyor? Ya da amaç insanları evlerine tıkıp internet alışverişini veya kripto paraları hayata geçmesini sağlamak mı? Neden Çin’in başına bu olay Amerika ile ticaret savaşlarına girdiği bir dönemde geldi? Tarihteki çoğu hastalığın merkezinde neden dünya nüfusunun çoğunluğuna sahip olan Asya var? Hepsi bir komplo teorisi. Daha mantıklı düşünürsek, savaşlar her zaman daha maliyetli olurken, savaş kadar maliyetli olmayan salgınlar savaşlardan daha çok ölüme neden olabiliyor. Savaş için ikna etmeniz gereken çok insan varken, salgın hastalığı tek başınıza bile çıkarabilirsiniz. Böyle hızın ve etkileşimin ileri seviyede olduğu bir dünyada işiniz daha kolay olur. Çünkü ne Ortaçağ’dayız ne de Kara Ölüm zamanı gibi geri kalmış bir teknolojiye sahibiz. Zaman farklı, şartlar farklı. Belki de tüm iktisadi doktrinlere karşı gelecek bir doktrin ile çıkacak dünya bu krizden de. Ya da bu durumu abartmış olacağız sadece.

Dipnot: Resim The Economist dergisinden alınmıştır. Grafik GCM Yatırım sayfasından alınmıştır.

YENİ KORONAVİRÜS (COVID-19) SALGINININ PARA ALIŞKANLIKLARIMIZDA YARATABİLECEĞİ DEĞİŞİKLİKLER

Yeni tip koronavirüsün Çin’in Wuhan kentinde görülmesiyle birlikte tüm dünyaya sıçraması çok kısa sürede gerçekleşti. Burun akıntısı, boğaz ağrısı, öksürük, ateş ve nefes güçlüğü gibi belirtilere sahip olan hastalık ilk etapta devletler ve insanlar tarafından ciddiye alınmasa da sonraki süreçte bir panik havasına neden oldu. Türkiye’de de ilk vakanın görülmesiyle birlikte insanların marketlere ve çoğunlukla temizlik ve kuru gıda ürünlerine akın etmesi ekranlarımıza yansıdı.

Okumaya devam et “YENİ KORONAVİRÜS (COVID-19) SALGINININ PARA ALIŞKANLIKLARIMIZDA YARATABİLECEĞİ DEĞİŞİKLİKLER”

İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi COVİD-2019

     Bugün İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi bünyesinde “yeni tip koronavirüs” temalı bilgilendirme toplantısı düzenlendi. Katılımın yoğun olduğu toplantıda İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikro Biyoloji A.B.D. Başkanı Prof. Dr. Haluk Eraksoy konuşmacı olarak yer aldı.

     Son birkaç aydır hakkında çok sayıda spekülasyon yapılan 2019-NCOV hakkında doğru bilinen yanlışlara cevapların verildiği toplantının satır başları yazımızda…

YARASALARDAN GEÇTİĞİ DÜŞÜNÜLÜYOR

     Hastalığın kaynağı kesin olarak bilinmemekle birlikte Wuhan kentinde bulunan bir yasadışı yabani hayvan pazarından çıktığının tahmin edildiği söylenmişti. Eraksoy bu iddialara katılmakla birlikte hastalığın kaynağının kesin olarak belirlenemediğinin altını çizdi.

KORONAVİRÜS’E KARŞI EN ÖNEMLİ SAVUNMA BAĞIŞIKLIK SİSTEMİDİR

     Eraksoy Bağışıklık sisteminin birçok hastalığı daha başlamadan yok ettiğine dikkat çeken Eraksoy, virüsün genellikle kronik hastalığı olanlar ve 50 yaş üzeri hastalarda ağır seyrettiğini ve ölümle sonuçlandığını belirtti.

     Türkiye’de henüz görülmemiş olmasıyla ilgili sorulan sorulara Sağlık Bakanlığının sahip olduğu hastalık tespit kitlerinin test sonuçlarını vermede hızlı ve güvenilir olduğunu, bu sebeple ülkemize ulaşmışsa virüsün kolayca tespit edilebileceğini söyledi.

“KISA VADEDE AŞI GELİŞTİRİLMESİNİ BEKLEMİYORUM”

Virüse karşı aşı geliştirme çalışmalarının virüsün mutasyon geçirme ihtimaline bağlı olarak kısa vadede gerçekleşmesinin zor olduğunu söyleyen Eraksoy, aşının en azından salgının ilk dalgası bitene kadar yetişmeyeceğini öngördüğünü belirtti.

“RİVAYETLERE VE MUCİZE TEDAVİLERE İNANMAYIN”

Basında ve sosyal medyada dolaşan “mucize” tedavi yöntemlerine kesinlikle itibar edilmemesi konusunda uyarırken, sağlık bakanlığının virüs konusundaki uyarılarının ve tavsiyelerinin takip edilmesi gerektiğinin altını çizdi.

TÜRK DIŞ POLİTİKASI: JEOSTRATEJİK ÇERÇEVEDEN BARIŞ PINARI HAREKATINA BİR BAKIŞ

DIŞ POLİTİKA NEDİR?

Bir devletin diğer devletlere karşı davranışları, tutumları kısacası ilişkileri olarak tanımladığımız dış politika, bir ülkenin dış dünya ile ekonomik, siyasi, hukuki vb. hususlardaki tutumlarını, fakat daha çok siyasi ilişkiler ve diplomasi anlamında kullanılmaktadır.

Okumaya devam et “TÜRK DIŞ POLİTİKASI: JEOSTRATEJİK ÇERÇEVEDEN BARIŞ PINARI HAREKATINA BİR BAKIŞ”

2019 Üniversite Etki Sıralaması

Günümüzde üniversitelerin tek rolü salt eğitim vermekten çıkmıştır. Fil dişi kulelerinde araştırma yapan ve toplumla arasına set çeken kurumlar olmaktan uzaklaşan üniversiteler, çağımızda kamu ve özel sektörle giderek iç içe geçmeye başlamış ve ortak amaçlara eğilmişlerdir. Gerek inovasyon merkezleri olma konusunda gerekse toplumu dönüştürme konusunda etkin rol oynamaya başlayan üniversiteleri değerlendirmede artık verdikleri salt eğitime bakmak yetersiz kalmaktadır.

Okumaya devam et “2019 Üniversite Etki Sıralaması”

RESMÎ GAZETE DERLEMELERİ 12. SAYI

30 EYLÜL 2019 İLE 14 EKİM 2019 TARİHLERİ ARASINDA T.C. CUMHURBAŞKANLIĞI RESMİ GAZETE’DE YAYIMLANAN VE EKONOMİ HABERİ NİTELİĞİNDEKİ HUKUKİ GELİŞMELER

Okumaya devam et “RESMÎ GAZETE DERLEMELERİ 12. SAYI”