Adam Smith Kimdir?

İktisatçılar birbirlerinin görüşlerini kabul etmeme konusunda pek ünlüdürler ama hiç olmazsa bir konuda yaygın bir fikir birliği vardır: Eğer ekonominin babası diye biri varsa, o da Adam Smith‘tir.

1723’te Firth of Forth’un kuzey yakasındaki küçük bir liman kasabası olan Kirkcaldy’de doğmuş ya da burada vaftiz edilmiştir. Adı hep serbest ticaret ile anılacak olan Adam Smith’in babası gümrük memuruydu.

İyi bir yerel okula giden Adam Smith’in Oxford Üniversitesi hakkındaki düşünceleri hiç de olumlu değildi. Devletten aylık maaş alan Oxford’lu profesörlerin yeterince çalışmadıklarını söylüyordu.

“nasılsa paralarını alıyorlardı neden çalışmak için kendilerini zahmete soksunlar ki?”

Bu profesörler Smith’in ekonomik sisteminin bir karikatürü idi.

Oxford’dan sonra Smith, Edinburg Üniversitesinde İngiliz Edebiyatı konusunda ders vermek üzere İskoçya’ya dönmüştü. Hemen hemen kendisi kadar önemli olan yurttaşı David Hume’la uzun süreli arkadaşlıkları burada başladı.

Smith 1751’de Glasgow Üniversitesinde ilk önce mantık sonra da ahlak felsefesi profesörü oldu. İskoç profesörlerin aldıkları para, ilgilerini çektikleri öğrencilerin sayısına uygun olarak belirlenirdi. Smith bu sistemin çok daha iyi olduğu kanısına vardı.(Bu sistem Türkiye’de uygulansa ne olur diye düşünmeden edemiyor insan.)

Amerikan kolonileri Smith’in çok ilgisini çekmekteydi. Ulusların zenginliği kitabında bir paragrafta şu gözlemde bulunmuştur:

Pennsylvania’da Quaker’ların* tüm zenci kölelerine özgürlük verme yolunda aldıkları son karar, kölelerin sayılarının çok olmadığını göstermektedir; öyle olsaydı, zor alırlardı bu kararı.


*(George Fox tarafından kurulan bir Protestan mezhebi)

Ne var ki, 1763’te kişisel çıkarlar yüksek prensibleri yenerek Smith’i fethetmişti. Büyük bir servetin sahibi olan Buccleuch ailesi Smith’e oğulları genç dükün özel öğretmeni olmasını önerdi. Bu iş hem dolgun, hem de güvenceli bir gelir ve sonunda da ömür boyu rahat bir yaşam sağlamaktaydı. Smith profesörlükten istifa edip öğrencisini alarak büyük Avrupa turuna çıktı. Genç dük, soylulara özgü bu geleneksel gezginci eğitimi tarihe geçecek bir yarar elde edemeden bitirdi ama bu yolculuk Smith için gerçekten ‘büyük tur’ oldu.

Büyük Avrupa Turu

Smith’in ziyaret ettiği en ünlü kişiler Cenevre’nin dışında, hemen hemen Fransa’yla İsviçre’nin tam sınırında oturmaktaydılar. Bu kişilerin sınır yerleşimlerinde oturmasının esas amacı:

‘İktidarın düşmanca tavır alması durumunda ülkeyi bir an önce terk etmekti.’

Sınırdaki şatolardan birinde Voltaire olarak bilinen François-Marie Arouet oturmaktaydı.

Voltaire tam bir mantık adamıydı. Voltaire için mantık, kişinin sonuçlara varırken din, kural, önyargı ya da duyguların yardımına başvurması değil, konuyla ilgili olarak elde edilebilecek tüm bilgiye kapsamlı bir biçimde ve tam anlamıyla sahip olmasını gerektirir. Çünkü insan ancak bu yolla sağlıklı sonuçlara varabilmektedir.

Bu ölçüte göre Adam Smith, olağanüstü bir mantık adamıdır. Bilgiye olan açlığı sonsuzdu; bu bilgileri toplar, sindirir ve düşüncelerine yol göstermesini sağlardı.

Tüm bunlar Smith’i yeni yollara götürmüş, onu öncü yapmıştır.

Ulusların Zenginliği

Adam Smith yolculuğundan edindiği dersler ve deneyimlerle birlikte İskoçya’ya dönmüştü ve büyük yapıtı üzerinde çalışıyordu.

Takvim 1776 yılını gösterdiğinde “Ulusların Zenginliğinin Yapısı ve Nedenleri Üzerine Bir Araştırma” adlı kitabı yayımlandı ve ilk 6 ay içinde tükendi. (Basılan kitap sayısını bilseydik bu oran daha da ilginç olabilirdi.)

Yapıtın içinde barındırdığı hacimli bilgi Smith’in Oxford’lu profesörler konusunda yaptığı gözleme binaen büyük bir düşünce sistemini oluşturmaktadır.

Bir ulusun zenginliği, her yurttaşın kendi çıkarlarına hizmet etme çabasının (bencilliğe seslenişinin) sonucudur. Kişi kendi çıkarları için çalışırken, bunu sonucu olan ödülleri alır ya da cezalara katlanır.

Kaynakların kıt olduğu bir ortamda, insanların öncelikle kendi gereksinimlerini düşünerek, onları en iyi şekilde karşılamak üzere çaba göstermeleri doğaldır. Bu çabalar bireyin yararına olduğu kadar toplumun da yararınadır. Yani bireyle toplumun çıkarları arasında bir çelişki söz konusu olmayacak ve her zaman ikisi aynı yönde ve aynı yerde buluşacaktır.

Smith’in ünlü deyişiyle, bireyin böyle yapması için kendisine sanki bir görünmez el yol göstermektedir ve bu gizli el, devletin görünen, yeteneksiz ve yıpratıcı elinden daha iyidir.

Bencilliğe Sesleniş

Uygar toplulukta her an, bir sürü insanın işbirliğine, yardımına gereksinme duyulur. Oysa birkaç kişinin dostluğunu kazanmak için bütün ömrü hemen hemen yetmez. Hemen bütün öteki hayvan soylarında, olgunluk çağına erişince, her biri tamamıyla başıboştur. O doğal hâli ile başka hiçbir canlının yardımına ihtiyacı yoktur. İnsanın ise birçok soydaşının yardımına ihtiyacı vardır. Bu yardım ihtiyacını yalnızca diğerlerinin iyilik severliğinden beklerse avucunu yalar. Fakat onların bencilliğini kendi lehine yönlendirip dilediğini yapmalarının, menfaatlerine olacağına ikna edebilirse, insanoğullarını râzı etme olasılığı çoktur. Bir başkasına herhangi bir alışveriş önerisinde bulunanın yapmak istediği şudur:

“İhtiyacım olanı bana verin, siz de benden şu ihtiyacınızı alın (giderin)”

Buna benzer her önerinin anlamı budur. Gereksindiğimiz bu lütufların en çoğunu böyle elde ederiz. Yemeğimizi, kasabın, biracının ya da fırıncının iyilikseverliğinden değil, kendi çıkarlarını kollamalarından elde ederiz. Onların iyilikseverliğine değil bencilliğine sesleniriz. Hiçbir zaman kendi ihtiyacımızı ağzımıza almaz, onların kendi faydasından dem vururuz.

Milletlerin Zenginliği (s:16) TİB yayınları

İnsanlar tembelliklerinin cezalarını, çaba ve yeteneklerinin de ödüllerini aldıkları zaman ellerinden gelenin en iyisini yapmaya çalışırlar. Kişinin çabaları karşılığında ödüllendirileceği bir işi ya da çalışma düzenini arama özgürlüğüne sahip olması da aynı derecede önemlidir. Çünkü özgür ve bağımsız olan insan, kendi istediği ve seçtiği işi yaparken daha verimli olacak, dolayısıyla topluma daha çok katkıda bulunacaktır. Böylece bireye en iyi hizmet eden toplum, onun da kendisine en iyi hizmet etmesini sağlayarak, en iyi hizmet edilmiş toplum haline gelecektir.

Topluiğneler ve İşbölümü

(Smith bu konuyu işlerken yıllarca bir topluiğne fabrikasını gözlemlemiş, fabrikada bulunanların bu esrarengiz gözlemciden korkup onu şikayet etmeleri ile başı belaya dahi girmiştir.)

Adam Smith’e göre zenginliği asıl kaynağı emektir. Bir ülkede insanlar ne denli çok çalışırlarsa ve üretimin örgütlenişinde işbölümü ve uzmanlaşmaya ne ölçüde önem verilirse, ulus olarak o denli zenginleşeceklerdir.

Smith, uzmanlaşmanın üstün randımanı diyebileceğimiz işbölümü konusuna büyük önem vermiştir. Üretkenlikte artış için üretimdeki aşamaları ve farklı işlemleri farklı kişiler üstlenerek iş bölümü yapmalı ve bu konuda uzmanlaşmalıdır.

İşgücünün verimliliğini en ileri düzeyde geliştirmek ancak işbölümüyle gerçekleşebilir; işbölümü de çalışmanın etkinliğini ve yeteneklerin gelişmesini sağlamakta, teknik buluşları özendirmektedir.

Bir işçi teli makaradan boşaltıyor, bir başkası düzgün hale getiriyor, üçüncüsü teli uygun boyda kesiyor, dördüncüsü bir ucunu sivriltiyor, beşincisi de topluiğnenin başını yapıyor. Başın yapılıp takılması da iki ya da üç belirli işi gerektirmektedir. İğnelerin parlatılması, ambalajlanması da başlı başına bir uğraştı.

Adam Smith, Ulusların Zenginliği (syf:6) TİB yayınları

Smith, on işçinin aralarında uygun bir işbölümü yapmaları sayesinde günde 48.000 topluiğne yapabileceğini hesaplamıştır.Oysa tüm işleri tek bir işçi yaptığında, günde en çok 20 toplu iğne üretebilmektedir.

Piyasa genişledikçe, üretim süreci silsilesi daha uzun olabilir ve işbölümü için daha geniş olanaklar doğabilir. Smith, bu noktadan yola çıkarak, gümrük tarifeleri ve ticarete konan öteki kısıtlamalara karşı çıkarak, malların değiş tokuşunda, mümkün olan en geniş piyasa ve ulusal ya da uluslararası alanı da kapsamaktadır. Ticaret ve girişim özgürlüğünün birleşmesi, en fazla aranan malın en çok üretilmesini sağlayarak en iyi toplumsal sonucu doğuracaktır.

Mutlak (Doğal) Üstünlük Kuramı

Bir ülkenin, bir başka ülkeye kıyasla bir kısım malları üretmedeki doğal üstünlükleri kimi zaman öyle büyüktür ki, bu üstünlüklerle rekabet etmek beyhûdedir.

Camekan, sıcak yastık ve sıcak duvarlarla İskoçya’da çok güzel üzüm yetiştirilebilir. Sonra bu üzümden çok iyi şarap da yapılabilir.

Tabii ki eşit iyilikte şarabın, yabancı ülkelerden getirilebilme masrafının 30 katına!

İstenen malların eşit bir miktarını yabancı ülkelerden satın alabilmek için gerekecek ülke sermayesinin ve çalışmasının 30 kat fazlasını herhangi bir işe yöneltmek anlamsızdır.

Bir ülkenin, bir başka ülkeye bu bakımdan üstünlüğünün, doğal yahut kazanılmış olmasının bir önemi yoktur. Bu üstünlükler ülkenin birinde bulunup diğerinde bulunmadıkça, bulunmayan için imal etmektense, ötekinden satın almak her zaman daha elverişli olacaktır.

Adam Smith, Milletlerin Zenginliği (syf:488) TİB yayınları

Adam Smith’e göre bireyin bir işte uzmanlaşması gibi ülkelerin de belirli özel ürünlerde ya da ticaret türlerinde uzmanlaşması da, verim ve üretkenliği artırabilir.

Ülkeler iktisadi olarak görece birbirlerinden üstün oldukları metâları üretip birbirleri ile ticaret yapabilirler. Bu sayede tüm ülkeler bu ticaretten kazançlı çıkabilir.

İktisadi Düşünceye Katkısı

Adam Smith kamu meselelerine önerilerde bulunmanın da ilerisine giderek, günümüzde ‘ekonomik model’ diyebileceğimiz, iktisadi sistemin nasıl işlediğine ilişkin bir görüş geliştirmiştir.

Rekabet, fiyatların üretim maliyetleriyle tam bir uygunluk içinde belirlenmesine neden olmaktadır. Bir malın üretim maliyeti de, ona harcanan emeğin oluşturulması, yetiştirilmesi ve sürdürülmesinin bedelidir.

Burada gelişecek ve insan düşüncesini biçimlendirecek olan iki fikrin çekirdeğini görmekteyiz.

Bunlardan ilki: emek-değer  kuramıdır.

İkincisi ise: İnsanoğlunun,her zaman kendi doğurganlığının, nüfus patlamasının kurbanı olma eğilimidir.

Adam Smith’in ölümünü izleyen yirmi beş yılda bu iki düşünce, yakın arkadaşları olan David Hume ve Thomas Malthus tarafından yeniden ele alınmıştır.

Son Yıllar

Adam Smith’in son yıllarını, Edinburg gümrük Müşaviri olarak oldukça rahat geçmiştir. Bu, hiç de onaylamadığı, hizmetsiz bir memuriyetti; üstelik Smith bu işin ilgili olduğu gümrük formalitelerini de onaylamıyordu. Ancak, yine de böyle bir işi geri çevirmeyecek kadar mantıklı bir kişiydi.

1790 yılında ölen Adam Smith, Royal Mİle’ın hemen dışındaki küçük bir mezarlıkta yatmaktadır.


Kaynakça:

Adam Smith,Milletlerin Zenginliği, TİB yayınevi

J.K. Galbraith, Kuşku Çağı, Altın Kitaplar yayınevi

Reklamlar