Liberalizmden Milli İktisata: İttihak ve Terakki

Nestlé sütü içmek vatana hıyanettir.

Vatandaşlar!

Gözlerinizi açınız… Memleketimizin latif ve kokulu otlarıyla, çiçekleriyle beslenen koyunlarımızın, ineklerimizin saf ve temiz sütleri dururken paramızı ecnebîlere vermeyelim…

Talebe Defteri, sene 1, nümero 8,

29 Ağustos 1329 (1913) arka kapak

(TOPRAK/ Türkiye’de Milli İktisat 1908-1918)

Liberalizmin Osmanlı’daki kalesi olan Selanik’te doğan ve Abdülhamid’e karşı oluşturulan bir hareket olan İttihat ve Terakki Cemiyeti ilk dönemlerinde liberal politikaları benimsemiş, bu doğrultuda girişimciliği özendirmiş, yabancı sermaye için yeni yatırım alanları açmıştır. Cemiyetin iktisat yazarlarına göre ülkenin geri kalmışlığı yeterli sermaye birikimi olmamasından kaynaklanmaktadır. Bu sebepten maliye ve vergi eksenli ekonomi modeline son verilmiş, yerli sermaye birikimi teşvik edilip, yabancı sermayenin ülkeye girişinin önündeki engeller kaldırılmıştır. Bu dönemde Ricardo’nun karşılaştırmalı üstünlükler teorisi* temel alınmış, Osmanlının ana üretim unsurunun tarım olması gerektiğinin altı çizilmiştir. Tarım sektörünün modernizasyonunu sağlamak ve piyasayı canlandırmak amacıyla yerli ve yabancı tarım ve sanayi aletlerinin bulunduğu sergi ve fuarlar düzenlenmiştir.

Osmanlı Devletinde gayrimüslimler; çoğunlukla ticaret gibi sermaye yoğun işlerle uğraşmalarından ve yabancı devletlere uygulanan kapitülasyonlardan faydalanmalarından dolayı yurtiçindeki sermaye birikiminin büyük çoğunluğunu ellerinde tutmuşlardır. Müslümanlar ise tarım, bürokrasi ve askerlik gibi sabit getirili ve katma değersiz işlerle meşgul oldukları için pek fazla sermaye birikimi sağlayamamışlardır.  Ayrıca Osmanlı ekonomisinin orta sınıfı sayabileceğimiz esnafların hâla geleneksel yöntemlerle üretim yapıyor olması ithal mallarla rekabet edememesine yol açmış ve bu sebepten sanat meslekleri de yok olmaya yüz tutmuştur.

Süreç böyle işlerken İttihat ve Terakki, liberalizm ve açık pazar ekonomisinden aradığını bulamamış, iktisadi açıdan adeta kafası karışmıştır. Bununla birlikte Balkan Savaşında yaşanılan kayıp ve Cihan Harbi sinyalleri İttihat ve Terakki Cemiyeti içerisinde farklı seslerin çıkmasına sebebiyet vermiştir. Cemiyet artık milliyetçi bir tutum izlemeye başlamış, kendisine farklı iktisadi modeller aramıştır. Araştırmalar ve yurtdışında eğitim görüp ülkesine dönen iktisatçıların söylemi doğrultusunda, İttihat ve Terakki içerisinde, Almanya’da uygulanıp başarılı olan Milli İktisat(Ekonomi) Modeline övgüler yazılmaya başlanmıştır. Milli İktisat Modeli ile Almanya’nın dışa kapalı liberal politikalar izleyerek çok kısa sürede kalkınmış olması cemiyet içerisinde büyük hayranlığa yol açmıştır. Bu hayranlık bir süre sonra iktisadi modelle sınırlı kalmamış, Almanya’nın sosyo-politik hamleleri de takibe alınmış ve tüm bu gelişmeler Osmanlı Devleti’nin Almanya’nın yanında savaşa girmesine neden olmuştur.

Neo-merkantilist bir sistem olarak tanımlayabileceğimiz milli iktisat ithalatı kısıtlayarak ekonominin kendi dinamikleri ile kalkınmasını temel alıyordu. Osmanlı Devleti artık bir ulus devleti olmalıydı ve kendi burjuvazisini oluşturarak kalkınmasını kendi imkânlarıyla sağlamalıydı. Yıllardır dışa açık ekonomi politikalarıyla ülke kapitalist devletlerin sömürge durağı haline gelmişti. Gayrimüslim tebaanında buna hizmet ettiğine inanılıyordu.

Artık derhal çalışmalara başlanmalıydı. Dönemin İttihat ve Terakki aydınları liberalizm karşıtı söylemlerde bulunarak Milli İktisat savunması yapıyorlardı. Kendilerine göre Osmanlı’da klasik(liberal) iktisattan başka bir öğreti gösterilmiyor, sistem adeta liberalizme mahkûm bırakılıyordu. Klasik iktisata getirilen en büyük eleştiri ise bu sistemin uygulamada Osmanlı’da başarılı olamaması, iktisatı kesin sonuçları olan bir bilim olarak görmesi ve yabancı ürünü olmasıydı. Onun yerine bir başka yabancı düşünce(Alman) ürünü Milli İktisat gelmeliydi. Milli İktisatta yabancıydı ama en azından ülkelerin kendi politik konumları ve mevcut ekonomik şartlarına göre düzenlenmesi öngörülüyordu. Yani sistem getirildiği ülkenin şartlarına göre millileştirilebiliyordu.

Milli İktisat Osmanlı’nın 1. Dünya Savaşına girmesiyle birlikte çok fazla uygulanamadı. Çünkü sistem her ne kadar dışa kapalı olsa da devlet müdahalesi istemiyordu. Savaş dönemlerinde devletlerin ekonomiye müdahale etmemesini beklemekte hayal olurdu.

Sonuç olarak; görmekteyiz ki iktisat kavramı milletlerin kendilerine özgü özelliklerine göre değişebildiği gibi zamansal değişikliklerde yaşayabiliyor. Geçişken bir kavram olarak görmemiz gereken iktisat her daim konjonktürel şartlara göre belirleniyor.

DİPNOT:

*Karşılaştırmalı Üstünlükler Teorisi: En basit ve temel anlatımıyla; ülkeler üretiminde avantajlı olduğu ürünleri üretmeli ve uzmanlaşmalıdır. Avantajlı olarak ürettiği ürünleri ihraç etmeli, başka ülkelerin üretiminde avantajlı olduğu ürünleri de onlardan ithal etmelidir.

KAYNAKÇA:

  • TOPRAK Zafer, Türkiye’de Milli İktisat 1908-1918
Reklamlar