Merkez Bankası ve Bağımsızlık

Merkez bankaları ülkelerin simgesi olan para basımından ve para politikalarının düzenlenmesinden sorumlu bağımsız kuruluşlardır. Kuruluşlarından günümüze dek merkez bankaları amaçsal, işlevsel ve kurumsal açıdan birçok değişim geçirmişlerdir.

Merkez bankaları ilk olarak ortaya çıktıkları 17. yy’da bağımsızlık konusuna önem vermemiş olsa da ilerleyen süreçte bu konuda adımlar atılmaya başlanmıştır. Merkez bankası bağımsızlığı, birincil amacı fiyat istikrarını sağlamak olan merkez bankaları açısından tarihte oluşturulmuş belki de en önemli yapısal unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Çünkü bağımsız bir merkez bankası, para politikalarını kendi isteği doğrultusunda yürüteceğinden piyasalarda bankaya olan güven yükselecek ve para politikalarının etkinliği artacaktır.

Merkez Bankası Bağımsızlığı

Kısaca hükumet ve devletlerin bankanın üzerindeki etkilerini arttıracak olan her türlü eylemin sınırlandırılması veya tamamen kaldırılması olarak tanımlayabiliriz. Bu sınırlamalar kanunlarla yapılmış olup merkez bankasının her türlü dış etkenden arınarak para politikasını etkili bir şekilde yürütmesini sağlamayı amaçlar.

Ekonomik literatürde merkez bankalarının bağımsızlığı farklı yönlerden 4 başlık altında ele alınmaktadır.

1-) Amaç Bağımsızlığı

Amaç bağımsızlığı merkez bankalarının para politikalarını uygularken ulaşılmak istenen amaçta özgürlüğü ifade etmektedir. Lakin günümüzde çoğu merkez bankasının birincil amacı yasayla “fiyat istikrarını sağlamak” olarak belirlendiğinden amaç bağımsızlığından söz edilememektedir.

2-) Araç Bağımsızlığı

Merkez bankasının yasayla belirlenmiş asli amacına ulaşmak için kullanacağı para politikası araçlarını istediği doğrultuda seçebilme özgürlüğünü ifade etmektedir. Para politikaları, enflasyon ve ekonomi üzerindeki etkilerini faiz oranlarıyla göstermektedir. Faiz kararlarını etkileyebilecek her türlü dış etken araç bağımsızlığını olumsuz yönde etkilemektedir. Örneğin bütçe açıklarını finanse etme görevinin merkez bankasına verilmesi, temel amacı fiyat istikrarını sağlamak olan bankanın hareket alanını kısıtlayacağından araç bağımsızlığını ihlal eden bir durumdur.

Günümüzde genel kabul gören formül, hükumet ve merkez bankasının bir araya gelerek ortak bir amaç belirlemeleri lakin hükumetin para politikası araçlarına müdahale etmemesi yönündedir.

3-) Finansal Bağımsızlık

Merkez bankalarının kendi bütçelerini belirlemede özgür olmalarıdır. Örneğin hükumetlerin bütçe açıklarını giderme görevinin merkez bankasına verilmesiyle bankanın finansal bağımsızlığı zedelenmektedir. Bu doğrultuda bazı ülkelerde merkez bankasının piyasaya para aktarımının yasalarla engellenmesi finansal bağımsızlık kapsamındadır.

4-) Kurumsal Bağımsızlık

Kurumsal bağımsızlık merkez bankasının üst düzey yöneticilerinin görev süreleri, atanma ve çalışma gibi kurallarının her türlü baskıdan uzak bir şekilde yasalarla belirlenmiş olmasını ifade eder.

Merkez bankalarının bağımsızlıklarının ölçütü olarak çoğunlukla kanunla merkez bankasına verilmiş yasal bağımsızlık baz alınmaktadır. Lakin gelişmekte olan ülkelerde belirli sebeplerden ötürü yasal bağımsızlık ölçütü doğru sonuç vermeyeceğinden fiili bağımsızlık ölçütü kullanılabilmektedir. Bu ölçüte göre bankanın başkanlarının görev sürelerini tamamlamaları ve politik kırılganlıkları gibi kriterler dikkate alınmaktadır.

Tarihsel Gelişim

Merkez bankasının bağımsızlığı ilk olarak David Ricardo’nun “Bir Milli Bankanın Kurulması” adlı çalışmasında geçmektedir. Ricardo bu çalışmasında “merkez bankası” olarak ifade ettiği para arzını yöneten aracı kurumun hükumetlerden ayrı bir kurum olması gerektiğini belirtmektedir.

Alman merkez bankasının 19. yy’ın sonlarında altın standardına geçmesi ve diğer ülkelerin de takip etmesiyle istikrarlı bir ödeme sistemi oluşmuştur. I. Dünya Savaşı sırasında altın standardı terk edilerek döviz kontrolleri uygulamasına geçilmiştir. Savaş sonrası altın standardına tekrar dönülmek istense de savaş sonrası oluşan ekonomik koşullar nedeniyle uygulanamamış ve nihayet 1936’da altın standardı tamamen terk edilmiştir.

İlk dünya savaşından sonra merkez bankaları arasındaki ilişkiler artmış İngiltere merkez bankası başkanı Norman merkez bankacılığının 4 ilkesini belirlemiştir. Bu 4 ilkeyi; merkez bankasının bağımsızlığı, merkez bankasının özel bankalardan ayrışması, bankacılık sisteminin denetimi ve merkez bankaları arasında işbirliğinin sağlanması olarak sıralamıştır.

1920 ve 1922 yıllarında yapılan Brüksel ve Cenova konferanslarında, katılımcı ülkelerde merkez bankası kurulması ve her türlü baskıdan uzak tutulması kararları alınmıştır.

Merkez bankaları Büyük Buhran sonucunda güvenilirliklerini ve bağımsızlıklarını büyük ölçüde kaybetmiş ve bu süreçte parasal sistem ülkelerin hazine birimleri tarafından yürütülmüştür.

İkinci dünya savaşı sonrası merkez bankalarının savaş sonrası kalkınmaya sağladıkları destek nedeniyle Avrupa ülkelerinde saygınlıklarını yeniden kazanmaya başladılar. İlerleyen süreçte enflasyonla mücadele konusundaki başarılı politikalarıyla saygınlıklarını daha da arttırmış olan merkez bankalarının bağımsızlıkları kanunla güvence altına alınmıştır.


Kaynakça

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası ve Bağımsızlık-TCMB

Merkez Bankası Bağımsızlığı Kavramı-Demet GEDİZ/ Abdüsselam SAĞIN