Big Data ve Dijital Çin Setti

“Bilgi güçtür” mottosu günümüzde başka hiçbir çağda olmadığından daha anlamlı ve gerçekle örtüşür hale gelmiştir. Nesnelerin internetinden, giyilebilir teknolojiden ve büyük veriden bahsetmeye başladığımız dördüncü sanayi devrimiyle birlikte bilginin ve iletişimin önemi daha da arttı. Bilgi elde etmek için günümüzde veri toplamak, bu veriyi düzenlemek ve işlemek de bu perspektiften bakıldığında büyük önem taşır hale geldi.

Anlamlandırılabilir ve ilişkilendirilebilir bir veri havuzu içinde yapay zekânın da desteğiyle ortaya çıkarılabilecek bilgi ile firmalar veya devletler daha önce hiç elde etmedikleri kadar büyük ve kontrollü bir güce sahip olma potansiyeline eriştiler.

Roma İmparatorluğu’nun fethettiği alanları düşünün ve kendinize şu soruyu sorun; “Avrupa’yı ve hatta Kuzey Afrika’yı kaplayan bu toprak üzerinde hâkimiyet iddia eden İmparator gerçekten ne kadar kontrol sahibiydi?” Eminiz ki Roma sokaklarında dahi İmparator’un haberinin olmadığı pek çok olay yaşanıyordu. O dönemin haberleşme ve iletişim imkânları son derece kısıtlı olduğundan bu anlaşılabilir bir durumdur.

Peki ya Roma İmparatorluğu’nda her vatandaşın kendisiyle ilgili verilerin ilişkilendirilebileceği ünik bir kimlik numarası olsaydı ve o vatandaşın ne iş yaptığı, nelerden hoşlandığı, hangi dine inandığı, nerede çalıştığı ve geçmişinde neler yaşadığı bilinseydi bu da yetmezmiş gibi imparatorluğun her yerinde 7/24 kayıtta olan kameralar olsaydı ve bu gözler başında herhangi bir insana ihtiyaç duymadan vatandaşları izleyebilseydi…

Günümüzde gerçekleşmiş olan yahut da gelecekte gerçekleşmesi veya yaygınlaşması beklenen şeyleri düşündüğümüzde günümüzün Roma İmparatorları olan küresel boyuttaki şirketlerin yöneticileri, büyük sermaye sahipleri ve belli başlı devletlerin başkanları günümüzde egemen oldukları yerlerde tam kontrol sahibi, mutlak güce sahip egemen sınıfı oluşturabilecek yetkinliğe erişmek üzereler.

Google, Amazon, Facebook, ABD, Çin, Apple… Büyük veriye ulaşabilen ve bunu işleyebilecek potansiyele sahip birkaç dev elde ettiği bilgiyle bizi bizden daha iyi bilir hale geldiler. Bizi bizden iyi tanıyan bizi kolayca manipüle edebilir, yönlendirebilir, tercihlerimizi ve zevklerimizi değiştirebilir. Toplum mühendisliğine maruz kalabiliriz. Bu şirketlerin ve devletlerin elde ettiği pazar payı ve hâkimiyeti ve ulaşabilecekleri kaynakların çokluğu da hesaba katıldığında gelecekte küresel birkaç egemen büyük şirketin büyük veri ile güçlerine daha da güç katacağı söylenebilir.

“Para güçtür” anlayışı giderek “veri güçtür” anlayışına evriliyor. Nasıl ki insanlar paralarını bankaya yatırıyor ve banka bu paraları kullanarak bazı yatırımlar yapıyorsa aynı şekilde teknoloji devlerine de insanlar verilerini veriyorlar ve bu devler bu kullanıcı deneyimlerinden yola çıkarak toplumun beğeni ve isteklerini analiz ediyor ve her geçen gün hayatımızın içine daha fazla nüfuz ediyor. Bu topladığı verileri çeşitli kuruluşlara satanlar da var, yapay zekalarına eğitim vermek için kullanan da var. Yahut da kullanıcıların fotoğraflarını kullanarak kendi yüz tanımlama sistemini geliştirip veya bir adım daha ötesi olan kendi yüz oluşturma sistemlerini yaratanlar dahi var.

Yakın zamanda ortaya çıkan ve bir anda çok popüler olan FaceApp’in yaşlandırma filtresini hatırlayacak olursanız; bu uygulama fotoğrafınızda yüzünüzü tanıyor ve sonra onu yeniden şekillendirerek yüzünüzü yaşlandırıyor. Bu makine öğrenmesinin, yapay zekânın ve büyük verinin güzel bir örneğidir. Kendi kendine neyin doğru neyin yanlış, neyin yapılıp/yapılmamasına karar veren bir yazılımı milyonlarca insan yüzünün bulunduğu bir havuza atarsanız bu uygulama yüzleri tanımaya kim yaşlı kim değil ayırt edebilmeye ve sonrasında da genç yüzleri yaşlandırmaya başlayabilir. Peki, bu yazılımın taradığı, incelediği milyarlarca fotoğraf nereden geldi? O yüzler, bu uygulamaları kullanarak bizim çektiğimiz fotoğraflar; bizim yüzlerimiz…

Günümüzde bir birey dahi çok çeşitli alanlarda veri üretebilmektedir. Google Maps’i kullanarak bir yerden bir yere giderken toplu taşımaya binerseniz eğer Google size bindiğiniz hattaki aracın ne kadar kalabalık olduğunu sorar; bu demektir ki Google hangi hattın hangi saatlerde ne kadar yoğun olarak kullanıldığının dahi istatistiğini tutmaktadır, üstelik bu sadece Türkiye için değil. Görüldüğü üzere teknolojiyi kullanarak ürettiğimiz veriler çok çeşitli alanlarda kullanılabilmektedir ve bu verileri toplayıp işlemek için oluşturulan pazar giderek büyümektedir.

İnternet kullanıcıları her gün yaklaşık 2.5 kentilyon byte veri üretmektedir. Üretilen verinin büyüklüğü de her geçen gün artmaktadır. Oluşturulan verinin %90’ı sadece son 2 yılda üretilmiş verilerden oluşmaktadır. Twitter’da her dakikada neredeyse yarım milyon twit atılmakta. Bunlar yaşadığımız çağda veri üretiminin ne kadar yoğun olduğunun açık kanıtıdır.

2020’ye gelindiğindeyse her insanın saniyede 1.7 megabyte veri üreteceği tahmin ediliyor. Çin’in şu anki nüfusu ise 1.5 milyara yaklaşmış durumda. Bir teknoloji devinin elde edebileceği veri miktarı ve çeşitliliği düşünüldüğünde Dünya nüfusunun yaklaşık %20’sini oluşturan Çin’e erişim sağlaması büyük bir hazineye sahip olmak gibi olacaktır.

Banka örneğine geri dönecek olursak; paramızı bankaya yatırıyoruz çünkü bankaya güveniyoruz. Peki ya güvenmediğiniz bir bankaya paranızı yatırır mıydınız? Çin, Amerika’ya güvenmiyor ve dolayısıyla verilerinin Amerikalılar tarafından ele geçirilmesini istemiyor. Çünkü Amerika tarafından toplanabilecek veriler Çin’de ciddi güvenlik, sosyal ve ekonomik zafiyetlere yol açabilir.

Kendi ülkenize ait veriyi sizin yerinize bir başkasının toplamasını elbette istemezsiniz, özellikle bu başkası sizin en büyük küresel rakibiniz ise. Çin’in ABD merkezli pek çok şirketi ülke sınırları içerisinde yasaklamasının sebeplerinden biri de bu. Elbette diğer sebepler de öne sürülebilir, örneğin Çin’in baskıcı ve batı kapitalizminden ayrışmış yönetiminin Çin’i izole etmek yerine Batı dünyasıyla tam entegre hale getirmesi Çin’de otoriteye karşı bir takım hareketlerin başlamasına veya toplumsal bozulmaya sebep olabilir.

Yıllık aktif 2 milyardan fazla kullanıcısı olan Facebook Çin’de 2009’dan beri yasaklı. Diğer pek çok uygulama/internet sitesi/arama motoru; kısacası size bir id veren ve sonrasında sizin yaptığınız her şeyi kayıt altına alıp istifleyebilecek sistemler, Çin tarafından bir tehlike unsuru olarak görüldüğünden temkinli yaklaşılmaktadır.

Çin, kendi ülkesindeki verileri kendi içinde toplamak, işlemek ve değerlendirmek istemektedir. Aynı zamanda bu platformları da kendi kontrolü altında tutma düşüncesindedir. Bu düşünceyle Çin, özellikle ABD merkezli teknoloji firmalarını yasaklarken kendi içinde bu firmaların alternatiflerini oluşturmaktadır. Çin’in oluşturduğu firmalar batıda pek bilinmese dahi Çin’in nüfus büyüklüğü düşünüldüğünde sadece Çin içinde kullanılması dahi onları dünyanın en önemli platformlarından yapmaktadır. Örneğin Çin’de son derece popüler olan WeChat’in 2019’un ikinci çeyreğindeki kullanıcı sayısı 1.132 milyar kişiye ulaşmış durumdadır.

Günümüzde Çin Setti, turistik bir gezi noktası olmakla kalsa da halen daha işlevsel bir Çin Setti varlığını sürdürüyor: Dijital Çin Setti. Bu duvar Twitter, Instagram, Snapchat, Youtube, Pinterest, Reddit gibi pek çok firmanın duvarın öteki tarafına geçmesine izin vermiyor. Çin’de bunlara alternatif olarak WeChat, Sina Weibo, Tencent QQ, Toudou Youko gibi platformlar kullanılıyor.

Çin, Dünya’nın içinde farklı bir dünya olmaya devam ediyor.

Kaynakça:
https://techjury.net/stats-about/big-data-statistics/
http://worldpopulationreview.com/countries/china-population/
https://www.techradar.com/how-to/what-is-faceapp-how-to-use-the-latest-social-media-photo-app-craze
https://www.imore.com/faceapp
https://www.investopedia.com/articles/investing/042915/why-facebook-banned-china.asp
https://www.chinainternetwatch.com/26502/social-media-2018/
https://www.marketingexpertus.co.uk/blog/china-social-media-statistics-2018
https://www.dragonsocial.net/blog/social-media-in-china/#WeChat