SESİMİ DUYAN VAR MI?

1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45 . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .  . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

…Sesimi duyan var mı?

17 Ağustos 1999 Gölcük depreminde sarsıntıyla geçen her bir saniye, bir yıl gibi gelmişti depremzedelere. Sanki o 45 saniye, enkazdan sağ kurtulanlardan koca bir 45 yıl çalmıştı…

26 Eylül 2019 tarihinde İstanbul’da meydana gelen 5,8 büyüklüğündeki deprem, ülke olarak gündemimizi tek bir noktaya odakladı. O nokta da hazırlanamadığımız ve uzmanlara göre tarihi yaklaşan Büyük İstanbul Depremi…

Gölcük depremi sonrası toplanan verilere göre; depremde 18 bin 373 kişi hayatını kaybetti, 48 bin 901 kişi de yaralandı. 5 bin 840 kişi kayboldu. 365 bin bina hasar gördü. Deprem üzerine araştırmalar yapan uzmanların çıkardığı sonuca göre olması beklenen Büyük İstanbul Depreminde ise 100 bin kişi civarında can kaybının yaşanması tahmin ediliyor.

Her ne kadar insan hayatının mevzubahis olduğu bir konuda ekonomik sonuçları tartışmak etik değilmiş gibi gelse de ortada daha önce kaldıramadığımız ve yine kaldıramayabileceğimiz bir yük söz konusu. Çünkü İstanbul depreminin etkilediği illerin GSMH (Gayri Safi Milli Hasıla) içindeki payı yüzde 34,7; sanayi katma değeri içindeki payı ise yüzde 46,7 seviyesindedir. Ayrıca yine bu bölgenin ülke ihracatındaki payı yüzde 67 iken sanayi çalışanlarının yüzde 52’si bu bölgede yaşamakta ve sanayi ciromuzun yüzde 55’i bu bölgeden sağlanmakta, vergilerimizin yüzde 60’ı  buradan toplanmaktadır.

 1999 depreminin oluşturduğu maliyet resmi verilere göre 13 milyar dolar iken, diğer bağımsız araştırmalara göre bu maliyet 20 milyar dolara ulaşmaktadır. Deprem, ekonomimizde bu denli bir yara açarken milli hasılamız 256 milyar dolar idi.

Doğal afetlerin maliyetleri; doğrudan maliyetler, dolaylı maliyetler ve ikincil maliyetler olmak üzere üç gruba ayrılmaktadır. Doğrudan maliyetler; tüm sabit varlıklarda, sermaye ve stokların mamul, yarı mamul mallarında ve ham maddelerinde eşzamanlı olarak ortaya çıkan maliyetlerdir. Ayrıca acil yardım ve müdahale harcamaları doğrudan maliyetler içerisinde yer almaktadır (Pelling, Özerdem, Barakat, 2002: 286).

 Doğal afetlerin dolaylı maliyetleri fiziksel hasarların sonuçlarından kaynaklanan kayıpları ifade etmekte ancak, doğrudan maliyetler gibi kolay ölçülememektedir. Dolaylı maliyetler; üretim faaliyetleri kayıplarını, karda, satışlarda ve ücretlerde meydana gelen azalmaları, alt yapı ya da doğrudan fiziksel hasarlar nedeniyle firmaların kapanmasını ve çıktı kayıplarını içermektedir (National Academy Press, 1999: 35).

Doğal afetlerin neden olduğu hem doğrudan hem de dolaylı maliyetler afetten sonra görünen ikincil maliyetlere neden olmaktadır. İkincil maliyetler ekonomide sadece ekonomik büyümeyi değil, ayrıca; üretimi, milli geliri, istihdamı, tüketimi, yeniden yapılanma için ham madde alımını ve kamu gelirlerini etkilemektedir. Böylece doğrudan ve dolaylı maliyetlerin etkileri ödemeler dengesine ve borçlanma seviyesine yayılmaktadır (Scott–Joseph, 2010: 8).

Doğal afetlerin tüm çeşitlerinin meydana getirdiği genel etkiler; afet nedeniyle ölen bireylerin çok olması, eğitim, sağlık ve konut faaliyetlerinin gerçekleştirilememesi ve işsizlik oranlarında artış olması, elektrik, su, ulaşım ve iletişim gibi temel hizmetlerin geçici olarak sağlanamaması, tarım ve endüstriyel ürünler için ham madde ve yiyeceklerde kıtlık yaşanması, kurtarma ve yeniden yapılanma döneminde kamu faaliyetlerinin artması ve bu artış nedeniyle istihdam yapısının değişmesi, ihracat hacminde azalış, ithalat hacminde artış ve kamu maliyesinde açık meydana gelmesi olarak sıralanabilmektedir (Eclac, 1991; 17).

Büyük doğal afetler kısa dönemde istihdam, büyüme ve enflasyon üzerinde negatif ekonomik etkilere neden olmaktadır. Doğal afetler ayrıca, mülkiyetin, kalkınmanın ve büyümenin azalması gibi negatif uzun dönemli etkilere de sahiptir.

Doğal afetlerin büyüme üzerindeki etkileri kısa ve uzun dönemde değişkenlik göstermektedir. Kısa vadede doğal afetlerin GSYH üzerindeki etkilerinin olumsuz olduğu konusunda görüş birliği mevcuttur.

Doğal afetlerin kısa dönemde GSYH’da meydana getirdiği azalma ile ilgili olarak literatürde yer alan çalışmalardan biri, Beliz’de kısa vadede nispeten sık yaşanan doğal afetlerin etkilerini ele almıştır. 2000 ve 2001 yılında meydana gelen kasırgalar ülkede önemli derecede hasara neden olmuştur. Bu iki kasırganın maliyeti sırayla GSYH’nın yüzde 33’üne ve yüzde 30’una tekabül etmiştir. Kasırgaların neden olduğu maliyet üç mali yıla yayılmış ve bu dönemde toplam kamu harcamaları 50 milyon dolara ulaşmıştır. Ülkenin mali durumu itibariyle borç dinamikleri sürdürülemez hale gelmiş ve 2006 yılında kamu borcu için yeniden yapılanma yoluna gidilmiştir. Bu kapsamda ülke, Dünya Bankası’nın desteklediği Karayip Afet Risk Sigorta Kurumuna üye olmuştur (Borensztein, Cavallo ve Valenzuela, 2010: 4).

Bir başka çalışmada ise, 1999 yılında Türkiye’de meydana gelen Marmara depreminin ekonomi üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Çalışma sonuçlarına göre, depremin Türkiye ekonomisinde GSYH üzerindeki ilk etkisinin yüzde -4,5 ile yüzde +0,8 arasında değişen aralıkta yer aldığı (diğer bir deyişle depremin GSYH üzerinde negatif bir etki yarattığı) bulunmuştur (Selçuk ve Yeldan, 2001: 8).

Doğal afetlerin meydana gelmesi finansal piyasalarda belirsizliği arttırmakta ve beklentileri ciddi biçimde etkilemektedir. Ayrıca afetler işletmelerin değerini doğrudan etkilemekte ve bunların üretken sermayelerini kaybetmelerine neden olmaktadır. Etkilenen işletmelerin piyasa değeri bu şirketlerin gelir akışlarını etkilemekte ve bu durumda şirketlerin hisse senedi fiyatlarının düşmesine yol açmaktadır (National Research Council, 1992: 149). Böylece finansal piyasalarda sermaye kaybının değeri kadar bir azalma meydana gelmektedir. İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (ĠMKB)’da işlem görmekte olan finansal sektör hisselerinin getirileri üzerinde 1999 yılında Türkiye’de meydana gelen Marmara depreminin yarattığı etkiyi inceleyen çalışmaya göre, deprem finansal sektör hisseleri üzerinde kayda değer büyüklükte negatif bir “artık getiri” oluşturmuştur. Sigorta sektörü hisselerinde de yüksek anlamlılık düzeyinde negatif “artık getiriler” gözlenmiştir (Bolak ve Süer, 2008: 144).

İstanbul’da en son meydana gelen 5,8 büyüklüğündeki depremden sonra bile 2 gün içerisinde 15 bin 708 konuta sigorta yaptırılmıştır.

Depremler ayrıca dış ticaret dengesi üzerinde olumsuz etkiler de meydana getirmiştir. Ancak, bu olumsuz etkiler kısmen işçi gelirleri, hibeler ve yurtdışı reasürans şirketlerinden sağlanan sigorta bedellerindeki artışlar ile telafi edilmiştir. Depremlerin etkisiyle Merkez Bankası Rezervleri 1,3 milyar dolar gerilemiş, ancak depremin ardından yaşanan ilk şokun atlatılması ile birlikte rezervlerde yeniden bir artış yaşanmıştır. Benzer gelişmeler faiz oranlarında da görülmüş, depremin ardından ikinci el bono piyasasında faiz oranları 20 puan kadar artmış, daha sonra deprem öncesi seviyesine gerilemiştir (DPT, 2001, 2).

Türkiye ekonomisi Gölcük depremi öncesi dönemde de problemler yaşamaktadır. 1994 yılında bir ekonomik krize girilmiş, enflasyon rekorları kırılmıştır. Git gide artan dış borç stoğumuz maliye üzerinde baskı yaratmaktadır. Üstüne depremle birlikte oluşan maliyetler, yeniden inşa süreci ve siyasal krizler 2000 ve 2001 ekonomik krizini doğurmuştur. Bu krizlerde deprem tek başına etken değildir ama en büyük etkenlerden biridir.

1999 Gölcük depreminden sonra Marmara’da birçok şey değişti. Milli gelirimiz arttı, nüfusumuz arttı, yollar yaptık, binalar yaptık, yine binalar yaptık, kaçak binalar yaptık, imar barışı çıkardık ama ÖNLEM ALMADIK…

Olması beklenen büyük İstanbul depreminin bize ekonomik zararının 100 milyar dolar civarında olması bekleniyor. Milli Gelirimiz 784 milyar dolar. Dış borç stoğumuz 453 milyar dolar. Yani depremin çok kısa vadede yaratacağı fatura milli gelirimizin yüzde 10’unu geçmektedir. Ayrıca depremin ekonomik reçetesinin 100 milyar dolarla sınırlı kalacağını beklemek optimist bir bakış açısı olur. Çünkü deprem sonrasında barınma, arama-kurtarma, gıda ve iletişim gibi kalemler giderlerin başını çekse de yaşanacak sosyal olaylar da ekonomiyi etkileyecektir. Depremin ardından yaşanabilecek salgın hastalıklar, yağmalar, hırsızlıklar, cinayetler ve intiharlar hem toplum vicdanını yaralayacak hem de ekonomiye nüfus ve mülkiyet açısından negatif etkide bulunacaktır. Ayrıca daha önce belirttiğim üzere sanayi ve üretim merkezlerinin, hizmet sektörü faaliyetlerinin büyük kısmı bu bölgededir. Bu iş alanlarında çalışan personelin hayatını kaybetmesi, evlerini kaybetmesi, yakınlarını kaybetmesi ve çalışma ortamlarının tahrip olması iç üretimimizi kısıtlayacaktır. Bunların dışında depremzedelerden iş hayatlarına devam ettikleri sırada verimli bir çalışma ve üst düzey bir performans beklemek insanüstü bir beklenti olacaktır.

Geçmişte de örneklerini gördüğümüz, büyük doğal afetlerin ekonomik krize dönüşme vakasına tekrar yakalanmak istemiyorsak 20 yılın ardından Gölcük depreminden ders çıkarmamız gerekiyor. Yoksa, maalesef ki kırılgan bir yapıya sahip olan ekonomimiz açılan bu derin yarayı kapatamayabilir…

KAYNAKÇA: