KORKU EKONOMİSİ

Gezegenimizin her köşesini diğer canlılarla paylaşıyoruz. Bunların arasında mikroskobik ölçekte olan bakteriler, mikroplar ve virüsler de var. Aralarında yediklerimizin oluşmasını sağlayanlar ve bize yardımcı olanlar da bulunuyor ancak sonumuzu getirebilecek olanlar da.

Şu anda bile vücudumuzun üzerinde, ellerimizde ve ağzımızın içerisinde kötü huylu bakteriler ve mikroplar var. Örneğin ölümcül stafilokok bakterisi taşıyor olma ihtimalimiz %25. Bu bakteriler bize zarar vermeyebilir fakat bir başkasından alırsak hayatımızı bile kaybedebiliriz. Ya da normalde bizde görülmeyecek olan bakteri ve virüsler vardır. COVID-19 gibi.

2019 yılını, hayatlarımızın her alanını etkileyen, başta çoğu insanın önemini idrak edemediği ardından pandemik salgına dönüşen bir virüs ile sonlandırdık. Bu virüs sayesinde şuan dünya da iki tür salgın var; korona ve korku. Korku da virüs gibidir. Ama şuan dünya bir tanesi ile ilgileniyor sadece. COVID-19 salgını ile. Uzmanlara göre bu salgın ile dünya ekonomisinde oluşan durgunluğun geçmişte bir örneği yok ve bu durum dünya ekonomisinde kalıcı bir hasar bırakacak. Ama bana göre son zamanlarda zaten kırılgan hale gelen dünya ekonomisi geçmişte yaşadığı tüm krizlerin potporisine hazırlanıyor.

Böyle bir salgının ekonomiye etkisinin tam olarak ölçülebilmesi mümkün değildir. Bu özelliği de uzun süre koruyacak gibi görünüyor. Sokaklarda virüse yakalanma riski, ekonomide ise kriz riski var ki bir ülkede başlayan Mortgage Krizi gibi bir kriz tüm dünyayı etkilemişken , burada bir ülkeden fazla ülkenin ekonomisi söz konusu. Bunun dünyaya bırakacağı etki bambaşka olur. Aşı şimdi bulunsa dahi toparlanma süreci kısa olmayacaktır. Bu kaostan beslenenler de uzun dönemde zararda olacaktır.

Türkiye de bu konuda elinden geleni yapan ülkelerden biri. Virüsün dünyada ilan edilmesiyle, diğer ülkelere nazaren hızlı adımlar atmıştı. BAREM’in yaptığı Korona Virüs Algısı araştırmasına göre halkın %70’i Sağlık Bakanlığı’nın salgını iyi yönettiğini düşünüyor ve bakanlığın çalışmalarına güveniyor. Ayrıca aşı için çalışmalar her ülkede olduğu gibi Türkiye’de de başladı. Tüm dünyadaki bilim insanları ve doktorlar virüsle ilgili araştırmalara devam ederken, Bill Gates gibi ünlü iş adamları da virüse karşı ilaç geliştirilmesi için büyük yatırımlar yapıyor. Bu insanların amaçları yalnızca kendi yataklarında akmak değil, başka ırmakların biriktirdiği bir okyanusa doğru akabilmektir. 

Korona’nın etkisini de anlayabilmemiz için en iyi kıyaslamayı SARS ile yapabiliriz. SARS dünya ekonomisinin belli bir süresini etkilemişti. Sonra aşısı bulunmuştu ve SARS’ta vakaların %10’u ölmüştü. Şuan ki COVID-19 salgınında son verilere göre SARS’ın 16 katı kadar insan bu hastalık yüzünden ölüyor. Ayrıca önceki korona çeşitleri olan SARS ve MERS’in her yaşa etkisi neredeyse aynı iken COVID-19 yaşlıları daha fazla etkiliyor. Bazı ülkeler yaşlılarını gözden çıkardı. Hollanda ve İngiltere hükümetleri virüse yakalanan insanlardan evlerinde kalmalarını istedi. İnsanlık nidaları atan bu ülkeler kendi vatandaşlarını bir nevi ölüme terk etti. Genç nüfusunu kaybetmeme derdine düştüler. Bu durum bir yandan yaşlıların ekonomiye katkılarının düşmesine sebep oluyor. Nüfusunun çoğunluğu yaşlı olan Japonya, Almanya ve İtalya gibi ülkelerin ekonomilerinde yaşanacak artçılar bunu bizlere gösterecektir. 

Bu virüs ile üretim de yavaşlıyor. Çiftçi, tarım alana gitmediği için rafa çıkan ürün azalıyor. Çiftçi üretse bile lojistik ile bunların marketlere taşınması gene bir sorun oluyor. Daha az ürün geldiği için fiyatları daha da yükseliyor ve enflasyon artıyor. Ayrıca Türkiye gibi turizmden büyük gelir elde eden bir ülkede senaryo daha da kötüleşir. 2020 ekonomisini gözden çıkartmak lazım bu durumda. Bu virüsün ekonomiye indirdiği darbelerin düzelmesi zaman alacaktır. Türkiye için Çin’in artık veremeyeceği malları dünyaya sunma fırsatı elde ettiği yaygın bir düşünce olmakla birlikte bir yanılgıdır. Ara mallarını ucuz iş gücüne sahip Çin’den alan Türkiye’nin teknolojik üretim kalemi kısılırken, bir yandan diğer yönde artan kalemleri pek bir değişime neden olmayacaktır. Çin dünya üretimindeki mihenk taşlarından biri olduğu için orada yaşanan herhangi bir aksama dünya üretimini olumsuz etkileyecektir. 

Ayrıca üretim olmazsa enerji talebi de düşecektir. Bu da petrol fiyatlarının düşmesi demek oluyor ki Suudi Arabistan petrole talep azalacak diye fiyatı düşürmek istedi. Rusya rakibi Amerika’ya karşı mağlup olmamak için bu durumdan ne kadar rahatsız olsa da düşürmek zorunda kaldı, ardından üretimlerini de azalttılar. Korona virüs salgınının etkileri, petrol piyasasındaki fiyat savaşlarıyla güçlenerek küresel resesyon olasılığını daha da arttıracak gibi görünüyor. Anlaşıldığı üzere korona virüs salgınının etkileri küresel çapta bir sağlık krizinin çok ötesine geçmiş bir durumda. Salgın tedarik zincirlerini, hava-kara-deniz taşımacılığını ve turizmi, tüketici talebini vurarak, arz ve talep yetersizliği de yaratıyor. Sonsuza kadar sürecek bir kötülük yoktur ama bir resesyon dönemine doğru ilerliyoruz. 

İnsanlar altına yöneldiği için borsalar da sıkıntıda şu durumda. Dünya Altın Konseyi’nin yayınlamış olduğu Altın Talep Eğilimleri raporuna göre 2016’dan beri dünya altın talebi, en yüksek seviyesine bu yıl ulaştı. İnsanlar parasını altına ve Amerikan tahvillerine yatırıyor. Aşağıdaki şekilde 5 yıllık ABD tahvilinin yılın aynı ayına göre değişiminde de görüldüğü üzere en yüksek fiyat seviyesine bu yılda ulaşmış. FED bu durumdan istifade edip, faiz oranlarını başta düşürdü sonra da sıfıra indirdi. Üstelik FED’in faizi düşürdüğü ilk zamanlarda bazı ülkeler daha düşük faiz oranı vermesine rağmen Amerika tahvilinin talebi düşmedi. Çok ilginç olan bir başka durumda IMF’nin bu virüs ile zor duruma düşen az gelişmiş ülkelere 10 milyar dolarlık diğer ülkelere 50 milyar dolarlık hazırladığı faizsiz destek paketleridir. Atılan bu somut adımlar güzel bir haber ama IMF sonrasından bunu nasıl finanse edebilecek?

Çin, virüsün hakkından gelse de bugün virüsün ağırlık merkezi Avrupa’dır. Avrupa adeta bir karantina bölgesine dönüşmüş durumdadır. Bu da büyük bir üretim ve tüketim merkezi olarak Avrupa’nın Çin’in gelişmesine yardımcı olamayacağı anlamına gelir. Yani Çin, satmaya veya almaya hazır olsa da en büyük ticari partneri ne satabilir ne de alabilir durumda olacaktır. Endüstri 4.0 insan emeğini üretimden büyük oranda çekerken, Endüstri 4.0’ın şafağında insan nüfusu temizleniyor resmen.

Korona virüsü ile benzer etkiler bırakan İspanyol gribi dünyanın en büyük felaketlerinden biriydi. Dünyada milyonlarca insana bulaştı ve yaklaşık 20 milyon kişinin ölümüne yol açtı. Buradaki virüs saldırdığı bünyenin bağışıklık sistemi ne kadar güçlüyse ateşin de o kadar yükselmesini sağlıyordu. Osmanlı’ya da askerler yoluyla bulaşmış bir gripti. Ayrıca Atatürk de bu gripten nasibini alanlardan biriydi. O zaman alınan önlemlerde günümüzdekine benzerdir. Okullar belli bir süre tatil edildi. Sinema ve tiyatro salonları kapatıldı. Konferanslar ve toplantılar iptal edildi. İstanbul Belediyesi salgınla mücadele için beyanname yayınladı. Tüm önlemlere rağmen salgın İstanbul’da 10 bin kişinin ölümüne yol açtı. Pandemik salgınlar dünyanın başına çok dert açtı ve acımadı. 

Korkunun kaynağı gelecekte yatar. Japonya Hiroşima gibi bir olayı bir daha yaşamamak için elde ettiği donanıma Hiroşima Faciası olmasaydı belki de ulaşamazdı. Bu salgından da almamız gereken dersler var. Artan dünya nüfusuna karşı biri/birileri dur demek mi istedi veya ekonomisi ve nüfusuyla dünya liderliğine yürüyen Çin’e biri dur mu demek istedi? Çin’in ekonomisine darbe vurmak isteyen bu odak neyi amaçladı ki olmadı; şuan tüm dünyaya yayıldı? Ya da bu odak neyi bekliyor? Tüm dünya zor duruma tamamen düştüğünde bu virüsün aşısını piyasaya sürüp ekonomik güç mü olmak istiyor? Ya da amaç insanları evlerine tıkıp internet alışverişini veya kripto paraları hayata geçmesini sağlamak mı? Neden Çin’in başına bu olay Amerika ile ticaret savaşlarına girdiği bir dönemde geldi? Tarihteki çoğu hastalığın merkezinde neden dünya nüfusunun çoğunluğuna sahip olan Asya var? Hepsi bir komplo teorisi. Daha mantıklı düşünürsek, savaşlar her zaman daha maliyetli olurken, savaş kadar maliyetli olmayan salgınlar savaşlardan daha çok ölüme neden olabiliyor. Savaş için ikna etmeniz gereken çok insan varken, salgın hastalığı tek başınıza bile çıkarabilirsiniz. Böyle hızın ve etkileşimin ileri seviyede olduğu bir dünyada işiniz daha kolay olur. Çünkü ne Ortaçağ’dayız ne de Kara Ölüm zamanı gibi geri kalmış bir teknolojiye sahibiz. Zaman farklı, şartlar farklı. Belki de tüm iktisadi doktrinlere karşı gelecek bir doktrin ile çıkacak dünya bu krizden de. Ya da bu durumu abartmış olacağız sadece.

Dipnot: Resim The Economist dergisinden alınmıştır. Grafik GCM Yatırım sayfasından alınmıştır.

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s