TÜRK DIŞ POLİTİKASI: JEOSTRATEJİK ÇERÇEVEDEN BARIŞ PINARI HAREKATINA BİR BAKIŞ

DIŞ POLİTİKA NEDİR?

Bir devletin diğer devletlere karşı davranışları, tutumları kısacası ilişkileri olarak tanımladığımız dış politika, bir ülkenin dış dünya ile ekonomik, siyasi, hukuki vb. hususlardaki tutumlarını, fakat daha çok siyasi ilişkiler ve diplomasi anlamında kullanılmaktadır. 

Bir ülkenin en birincil ve önemli amacı egemeni olduğu toprak parçasının bütünlüğünü korumak ve buna yönelik olarak savunma kapasitesi ve araçlarını güçlendirmeye yönelik tedbirler almaktır. Diğer devletler üzerinde, o devletin politika ve davranışlarını etkileyebilmek ve bu etki alanları üzerinde çıkarlarını koruyabilmek bölgesel ve küresel güçteki tüm devletlerin dış politikalarını etkilemek  bir diğer temel amacı olarak nitelendirilebilir.

Küreselleşen dünya ekonomisi, devletleri özellikle ihracat için pazar bulmayı zorunlu kılmış ve bunun için gerekli olan tüm siyasi koşulların yaratılmasını dış politikanın öncelikli amaçlarından biri haline getirilmesini sağlamıştır. İhracatın sürekli olarak devam etmesi ve giderek genişlemesi ise devletler için bir güvenlik sorunu haline gelmiştir. Son olarak bir ülke, diğer devletler arasında güvenilir ve saygın olmayı, bu yönde prestijini artırmayı hedeflemektedir.

Başkan Bill Clinton döneminde (1997-2001) Dışişleri Bakanlığı yapmış, Amerika’nın ilk kadın Dışişleri Bakanı ünvanına sahip olan Madeleine Albright dış politikayı öğrencilerine şu şekilde açıkladığını ifade etmiştir: “…diğer ülkelere istediğimizi yaptırmak için onları ikna etmektir. Bunu gerçekleştirmek için, Başkan’ın ya da Dışişleri Bakanı’nın kullanacağı bir dizi silah vardır. Bunlar kaba askeri güçten tutun  da sıkı çalışmalarla yapılan görüşmelere ve mantıksal tezlerin basit kullanımına kadar uzanır. Devlet idaresinin püf noktası, en iyi sonucu verecek püf noktayı bulmaktır. Bu da yine, etkilemeye çalıştığınız hedefi, en çok ilgilendiren noktayı bulmakla ilgilidir.”(Türkiye için bugün Suriye’de PKK-YPG terör örgütün temizlenmesi sorunudur.)

ULUSLARARASI SİSTEM VE TÜRK DIŞ POLİTİKASI

Günümüz uluslararası sistemi; güç dengesi geçişlerinin yaşandığı, finansal savaşların yanı sıra açıkça ticaret savaşlarının ilan edildiği, dış ticaret politikalarının korumacılık çerçevesinde belirlendiği, birbirinden farklı amaç ve çıkarlara sahip devletlerin terörle mücadele kapsamında işbirliği yaptığı, insani yardım söyleminin popülerliğinin arttığı ancak mülteci meselesinin çekincelerle konuşulduğu bir sistem olarak değerlendirilebilir.

Dahası bu sistem, anarşik yapının buhranlarının bir kez daha hissedildiği, uluslararası toplumun etkinliğinin azaldığı, bir taraftan demokrasi ve onun  değerlerinin mucidi ve en önde gelen savunucularının kendi icatlarını bir kenara bırakıp, çıkarları uğruna kolayca bu değerlerden vazgeçtiğinin görüldüğü, diğer taraftan ise dünyanın farklı noktalarında demokrasi ve insan hakları için protestoların yapıldığı bir sistemdir.

Türk Dış Politikası sistemin yarattığı bu buhranlardan doğal olarak etkilenerek diplomatik krizlerle ve meydan okumalarla karşı karşıya gelmektedir. Fakat tüm bunlara rağmen Ankara dünyada söylem ve faaliyetlerinin özenle takip edildiği, diplomatik manevralarıyla bölgesel etkisinin yanı sıra dünya siyaset sistemini etkileyen bir aktör niteliğindedir.

Buna ilaveten Türk Dış Politikası, sistemin gerektirdiği reel dış politika anlayışının yanı sıra insani değerlere önem veren, barışçıl, insan haklarına saygılı, kazan-kazan temelli işbirlikleri için girişken anlayışlara da sahiptir. Coğrafyasına bağlı olarak sahip olduğu komşularını (Kara sınırı olan komşularımız; Gürcistan, Ermenistan, Suriye, Nahçivan, İran, Irak, Yunanistan ve Bulgaristan – Denizden komşularımız; Rusya, Ukrayna, Romanya, Moldovya ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti), güvenlik çemberlerini  (Kafkasya, Ortadoğu, Balkanlar, Avrupa, Akdeniz) iyi tanıyan ve bunlar arasındaki hassas dengeleri asırları aşmış diplomasi gelenek ve kültürü sayesinde usta bir şekilde yürütmeye devam etmektedir.

Esasta 21.yüzyıl Türk Dış Politikası, II. Dünya Savaşı sonrası düzen olarak da adlandırdığımız Soğuk Savaş döneminin, sert güç ve güvenlik gibi hususlar üzerinde yoğunlaşan, reel politik araçlarla yürütülen “yüksek düzeyli politika” anlayışının yerine; yumuşak güç (soft power) olarak bilinen ekonomi ve kültürel unsurlarla ilişkili  jeostratejik ve jeokültürel bir dış politika stratejisi yani “düşük düzeyli politika” uygulamaya geçmiştir.

Türkiye, 1991 yılından sonra (SSCB’nin dağılması sonrası) çift kutuplu uluslararası sistemden tek kutuplu sisteme geçildiğinden günümüze kadar  proaktif ve çok boyutlu bir dış politika izlemektedir. Yeni dünya düzeninde güvenlik bölgeselleşmiş, yumuşak güç ağırlık kazanmış, ve özellikle 9/11’den sonra terörizm yeniden kavramsallaştırılmıştır.

Global köye dönen dünyamızda ise gelir dağılımındaki eşitsizlik oranı yükselmiş, küresel sermayenin devlet politikaları üzerindeki etkisi artmış ve buna bağlı olarak Ulusötesi Şirketler (Transnational Corporation, TNC) devletlerin hem iç hem de dış faaliyetleri üzerinde büyük ölçüde söz sahibi haline gelmiştir. Bölgelerin bu denli önem kazandığı bir dünyada 82 milyonluk nüfusu, G-20 ülkeleri arasında 17. sırada olan ekonomisi, ve kritik bir coğrafyaya sahip oluşuyla Türkiye  uluslararası gelişmelerden fazlasıyla etkilenmektedir.

BİR JEOSTRATEJİK MESELE: BARIŞ PINARI HAREKATI

Ortadoğu’daki iç karışıklıklar ülkemizin yanı başındaki meselelere karşı çeşitli politikalar üretmesini zorunlu kılmıştır. Zeytin Dalı Harekatı, Fırat Kalkanı Harekatı ve son olarak Barış Pınarı Harekatı tam da bu zorunluluğun tezahürüdür. Ekim 2019 tarihinde başlatılan  Barış Pınarı Harekatı ülkemizin uluslararası hukuktan kaynaklanan hakları, BMGK’nin terörle mücadeleye yönelik özellikle 1373 (2001), 1624 (2005), 2170 (2014), 2178 (2014), 2249 (2015), 2254 (2015) sayılı kararları ve BM sözleşmesinin 51’inci maddesinde yer alan “Meşru Müdafaa Hakkı” çerçevesinde, Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygılı olarak icra edilmeye devam etmektedir.

Bu harekat Milli Savunma Bakanlığı’nın ifadesiyle: “Hudutlarımızın güvenliğini sağlamak, sınırlarımızın güneyinde bir terör koridoru oluşturulmasını engellemek, DAEŞ ve PKK/KCK/PYD-YPG başta olmak üzere milli güvenliğimize tehdit oluşturan terör örgütleri ve teröristleri etkisiz hale getirmek, yerinden edilmiş Suriyelilerin evlerine ve topraklarına dönüşleri için uygun şartları sağlamak maksadıyla başlatılmıştır.”

Nitekim bu harekat stratejik bir hamledir ve tüm dünyanın bunu kabul etmesi gerekmektedir. Büyükelçilerimizin ve diplomatlarımızın bu harekatın amacını mevkidaşlarına, özellikle de bulundukları ülkelerin kamuoylarına kararlılıkla anlatması büyük önem arz etmektedir.

22 Ekim tarihinde Rusya ve Türkiye arasında imzalanan Soçi Mutabakatı’nın “Mültecilerin güvenli ve gönüllü bir şekilde geri dönüşlerini kolaylaştırmak maksadıyla ortak çalışma yapılacaktır.” ibaresinden oluşan 8. maddesi harekatın  aynı zamanda insani bir harekat olduğunun kanıtı niteliktedir. Dahası bu harekat, reaksiyon algısıyla değil stratejik düşünceyle yapılmış bir hamledir, zira sınırımızda terör koridoru oluştuktan sonra değil, oluşmadan önce düşünülmüş, güvenlik ve ekonomik etkileri değerlendirilerek uygulamaya geçirilmiştir.

DEĞERLENDİRME

Dış politika hedef ve stratejilerinin zamanında tamamlanması çoğu zaman hayati bir durum arz edebilir. Her ne kadar 21 Kasım’da Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, harekatın ne zaman son bulacağına dair sorulara, “en son terörist etkisiz hale getirilene kadar.” cevabını vermiş olsa da güvenlik alanında tespit edilen hedeflere ulaşmada uygulanan stratejilerin zamanında bitirilmesi çok önemlidir.  Zamanı kendi lehine çalıştırmak, günümüz uluslararası olaylarında önemli bir ilke özelliğini korumakla birlikte önemli bir politika ve strateji kuralıdır.

Türkiye’nin bazı müttefikleriyle olan ilişkileri bu süreç içerisinde gerilmiş, başta ABD olmak üzere AB ve Arap dünyasından tepkilere maruz kalmıştır. Barış Pınarı Harekatı hedefine ulaştığı zaman sona erdirilmeli, diğer devletlerle olan siyasi ve ekonomik ilişkilere zarar verilmesine kesinlikle izin verilmemelidir. İlişkileri koruma noktasında ihtiyacımız olan şey yalnızca diplomasi değil, tam anlamıyla kaliteli bir diplomasidir.

Bu süreçte Türkiye’yi dünya kamuoyunda itibarsızlaştırma girişimleri Türkiye’nin en büyük meydan okumalarından biri olarak görülebilir. Örneğin, harekatın başladığı 9 Ekim tarihinden itibaren özellikle dış basın ve medya tarafından harekatın amacı çarpıtılmış, BBC World gibi dünyanın en çok itibar gören İngiliz haber kanalları PKK-YPG üyelerini birçok kez canlı yayınlarında ağırlamış, Türkiye’nin operasyon bölgesindeki sivilleri, özellikle kadın ve çocukları hedef aldığı gibi haberleri dakikalarca tüm dünyaya seyrettirmiştir. Buna karşılık, Türk temsilcileri ve sözcülerine bu kanallarda  sınırlı sayıda yer verilmiştir.

Türkiye’nin süreç devam ederken dünya kamuoyunu sürekli olarak bilgilendirmesi ve harekatın uluslararası hukuktan doğan haklara dayalı olarak devam ettirildiğini bıkmadan, usanmadan anlatması birincil önemli meselelerdendir.

Dış politikanın çıkış noktası milli menfaattir. Türkiye’nin hedefi sınırlarını güvenli hale getirmek, barışın korunmasını sağlamak ve diğer devletlerle iyi ilişki ve işbirliğini geliştirmektir. Bu doğrultuda Türk Dış Politikası’nın akıllı, ölçülü ve zamanlaması iyi yapılmış şekilde, olayları önceden gören, ulusal çıkarlarına milletçe sahip çıkıldığı, tercihini her zaman barıştan yana yapan, kararlı bir dış politika olması gerekmektedir.

Kaynakça:

ÇİN-RUSYA İLİŞKİLERİ

Çin ve Rusya 1960’ların başında yaşanan Çin-Sovyet Ayrılığı’ndan (Sino-Soviet Split) sonra özellikle de son yıllarda yakın ilişkiler kurmaya başlamıştır. Ağırlıklı olarak siyasi ve ekonomik boyutlarda yaşanan bu yakınlaşma diğer birçok alanda da gerçekleşmektedir; enerji, silah üretimi, ulusal para biriminde ticaret ile altyapı hizmetlerini destekleyen stratejik taşımacılık projeleri bunlara örnektir.

Çin-Rusya yakınlaşmasını Batı politikaları ve faaliyetleri beslemiştir denilebilir. Örneğin Rusya açısından, Ukrayna sorunuyla daha da ağırlaştırılan yaptırımlar, görüş ayrılıkları ve bunların neticesi olarak ortaya çıkan belirsiz ekonomik öngörülemezdik yakınlaşmanın başlıca sebeplerindendir.

Okumaya devam et “ÇİN-RUSYA İLİŞKİLERİ”

Karbon Demokrasi

Demokrasi Nedir?


Demokrasi, “dünyadaki tüm üye veya vatandaşların, organizasyon veya devlet politikasını şekillendirmede eşit hakka sahip olduğu bir tür yönetim biçimidir. Yunanca  dimokratia dimos (halk zümresi, ahali) ve kratos (iktidar) sözcüğünden türemiştir. Türkçeye, Fransızca démocratie sözcüğünden geçmiştir. Genellikle devlet yönetim biçimi olarak değerlendirilmesine rağmen, üniversiteler, işçi ve işveren organizasyonları ve bazı diğer sivil kurum ve kuruluşlar da demokrasi ile yönetilebilir.”

Okumaya devam et “Karbon Demokrasi”

“Bir Büyükelçinin Düşünce Dünyası”

Bir Büyükelçinin Düşünce Dünyası  kitabı sizi “Zevk İçin Okuma Tekniği” bölümüyle selamlar. Bölümü bitirdiğinizde kitaplara olan davranışınızı o andan itibaren değiştirecek kadar sizi etkileyen bir tekniği artık öğrenmiş olursunuz.

Okumaya devam et ““Bir Büyükelçinin Düşünce Dünyası””