Covid Sonrası Dijital Hayat

   Tarih boyunca Harari’nin de dediği gibi insanlığın savaştığı üç şey vardı:

  1. Savaşlar
  2. Kıtlık
  3. Pandemiler

Harari aynı zamanda savaşların artık eskisi kadar insanlığın ölümüne sebep olmadığını, kıtlık ile salgınları da modern bilim sayesinde yendiğimizi söylüyordu ama bu seferki salgında Harari’nin dediği gibi olmadı. Altı aydır bilim insanları bu konu üzerinde çalışmalar yapmasına rağmen kökten net bir çözüm hâlâ bulunamadı. Geri kalanlarımız yani bizler de bu sürece teknoloji sayesinde adapte olabildik. Daha doğrusu adapte olmak zorunda kaldık. 

Dijital dönüşüm yeni bir kavram değildir, hali hazırda 40 yıldır var olan bir şeydi. Örneğin, Alvin Toffler Üçüncü Dalga kitabında ileriki yıllar için  insanların artık işe gitmelerine gerek olmayacağını, insanların evlerinden işlerini yapabilecek hale geleceklerini söylüyordu. Bunu seksenli yıllarda yani bundan 40 yıl önce söylüyordu. Eskiden beri var olan dijital dönüşüm bilim ve teknoloji ile küreselleşip günümüzdeki virüsleri yerelden genele taşıyabilecek boyutlara ulaştı. Ulrich Beck’in de tarif ettiği gibi risk toplumu özellikleri taşıyan toplumlara evrilmemiz sayesinde bilim bir yandan risklerin yaratıcısı bir yandan da çözüm kaynağı oldu. 

Şu an dünyaya baktığımızda iktisadi gelişmeler, toplumsal olaylar ve dijital dönüşümle yeni bir dünya düzeni oluşmaktadır. Bilgi ve enformasyon çağının gelişimi yani. Endüstri 4.0’lar, Küreselleşme 3.0’lar ve daha fazla teknoloji ile karşı karşıya kalıyoruz. Bu ilerleme olacaktı zaten, covid-19 sadece 10 yılda olabilecek ilerlemeyi 1 yıla indirdi, aynı Sanayi Devrimi zamanları gibi.

Covid-19 sürecinde internet ve teknoloji kullanımı büyük ölçüde arttı. Örneğin, Türkiye’de 3 milyon banka kartı ilk defa bu dönemde internet alışverişinde kullanılmaya başlandı. Nitekim, internet ve teknolojinin kullanımındaki bu değişimin hızlanması bir seçenek değil, bir zorunluluk haline geldi. Burada kartlara dokunmamak için temassız kart özelliği ile siz pos cihazına kendiniz kartınızı gösterip, fişinizi de e-posta ile alarak ödemenizi gerçekleştirebiliyorsunuz. Başka bir örnek de dünyada son yıllarda sık sık duyduğumuz blockchain teknolojisidir. Çin bu konuda büyük atılımlar yapmaktadır. Bu teknoloji ile ABD gerekli teçhizatı kendinde oluşturmazsa Çin’in ABD’nin önüne geçerek, doları sollayabileceği düşünülmektedir. Rezerv paranın Çin Yuan’ı olması, dünyanın kapitalist bir  devletten daha çok komünist bir devlete boyun eğmesi demek olur. Denize düşüp yılana sarılmak gibi. 

Covid-19 ile kullanımı büyük ölçüde artan başka bir alan da sosyal medyadır. Sosyal medya insan hayatı üzerinde çok etki bırakmaktadır. Örneğin, insanlar İnstagram’da gördüğü yerleri artık kendisi gitmek ve görmek istemeye başlaması ile turizm gelirlerinde artış yaşanmıştı. Fenomenlere kıyafetlerini giydirip piyasaya kendini göstermeye çalışan butikler, mağazalara dönüşmüştü. Trump attığı tweetlerle dolar iniş çıkışına neden oluyordu. Anlaşılacağı üzere sosyal medyanın eski zamanlar medyasından farklı olması ve daha etkili olması ülkeler, politikalar hatta daha mikro ifade edersek insanlar üzerinde etkisi gittikçe artmaktaydı. Bunu sağlayan internet ise günümüzde 6 milyara yakın insan tarafından kullanılmaktadır. İnternetin iletişim gücü de sosyal yaşamın tüm alanlarına dağılmış bulunmaktadır. Bu dağılım da korku ekonomisini besler boyutlara ulaştı. Sosyal medyada dolaşan bilgi kirliliği tüketici beklentilerini olumsuz yönde etkileyebiliyor ve tüketim alışkanlıkları her ülke için stratejik bir konudur. Oynaklığı belirli riskler taşır. Bilindiği üzere mal ve hizmetlerin tüketimi veya tüketici harcamaları, ekonominin temel itici güçlerinden biridir. Tüketim harcamaları, dünyanın gayri safi yurtiçi hasılasının %58’ini oluşturmaktadır. ABD ve İngiltere gibi ülkelerde bu GSYİH’larının üçte ikisini temsil ediyor. Dolayısıyla, tüketici harcamaları yavaşlarsa veya durursa, ekonomiler büyük sorun yaşar. 

Ekonomilerin yaşayacağı başka sorunlar için günümüzden ders alıp böyle bir krizle bir daha karşılaşınca hazır olabilmek için iş hacimlerini dijital ortama taşıyabileceğimiz mekanizmalar tasarlayıp, uygulamaya geçirmeliyiz. Örneğin geleceğin bankaları fintech ekosistemlerini geliştirerek piyasada rekabet edebilecek düzeye gelmeleri gerekecek. Başka bir örnekte sanal para. Nakitsiz toplum ile dijitalleşme birbirini destekleyen şeylerdir. Tabi önce dijital para kullanabilmek için alışveriş yapacağınız yerlerin de o dijital parayı kabul ediyor olması lazım. Günümüzde bu paraların arzı var ama kabul eden işletme sayısı az. GSMH’ın yarısı nakitin maliyetine gidiyor. Dijital dünyanın bir başka nedeni de kaydını tutabilmek, izini sürebilmektir. Nakitsiz toplumun en önemli faydalarından biri de izi sürülebilir. Yani vergi takibi daha kolay olabilir. Her şekilde ülkenin ekonomisine hizmet eden kayıtlı ekonomiye girmiş bir değer aracı olması anlamında da çok önemlidir. 

Şirketler ve kurumlar yapay zeka, nesnelerin interneti, akıllı otomasyon, kişisel asistanlar, yüz tanıma sistemi gibi uygulamalarla insanlarla bağlantı kuracaklardır. Bunların bazıları günümüzde de yapılıyor ama bu uygulamalar belirli riskler de taşıyor. Siber güvenliğin önemi de artacak bu noktada. Gelecekte Emniyet Genel Müdürlüğünün içerisinde siber polisler görebiliriz. Ayrıca salgın sonrası dönemde evden çalışma gibi pek çok alanda sosyal inovasyon ve deneylerden öğrenme fırsatları yaratılacaktır. Bu sayede hangi yeniliklerin ekonomik ve sosyal refaha katkı sağlayacağı, hangilerinin ise toplumun gelişimini engelleyeceğine dair bir anlayış geliştirilebilir. Bazı firmaların piyasadan silinmemesi için daha iyi olmaları gerekecek. Home ofis çalışma imkanları sunmak gibi atılımlar yapmaları gerekecek. Ama bu sefer de o ofisleri temizleyen, onlara çay yapan, onlara yemek yapan çalışanlara ne olacak? Teknoloji bunu nasıl çözecek? Tamam, bu salgın dijitalleşmeyi hızlandıracak. Yeni iş sahaları açacak. Ama bu açılan sahalar bazı sahaların yok olması ile açılacaktır ve artık teknoloji eskisinden daha karmaşık durumdadır. Teknoloji eskisi kadar basit olsaydı herkes kolayca yazılım mühendisi olabilirdi. Ama şu anki teknoloji de bu yeni sahalar için eğitimli insanlar gerektirecektir. Bazı ülkelerde eğitim ücretli olunca bu zorlaşır. Ayrıca eğitimsiz insanların arasındaki işsizlik oranı da artar. Çünkü yaratılacak işler robot kullanabilen, programlayan, yazılım çözümleri geliştiren, otomasyon sistemleri geliştiren, uygulayan, hayata geçiren, dijital altyapı oluşturan, bu konuda uzmanlaşan kişilere yönelik olacak. En basit örnekle günümüzde herkes yazılım mühendisi olamıyor. 

Pandemi dışa bağımlılığın riskleri konusunda bir ön fragman oldu. Bu durum ülkeleri milli üretime veya bebek sanayisine yönlendirmeye başlatabilir. Mesela yerleşiklerin ürettiği veriler Türkiye sınırları dışındaki sunucularda toplanmakta ve Türkiye dışında metalaştırılmaktadır. Buna karşılık, Türkiye dışındaki yerleşiklerin ürettiği ve Türkiye sınırları içerisinde bulunan sunucularda depolanan ve metalaştırılan bilgi oldukça sınırlıdır. Türkiye’nin “Sanayi 4.0” için üreteceği politikalar, ülkeyi, öncelikle küresel büyük veri ekonomisinde net veri ithalatçısı haline getirmelidir. Nitekim, Türkiye’de şu an gencecik bir start-up doğuyor. Almamız gereken bu dersten sonra ülkemizin bilimsel alanlara destek verme sorununu artık aşarız umarım. Bakınız hızla dijitalleşme imkanı olmayan markalara; pandemi yüzünden zor durumda olduklarını görmekteyiz. Bir de bu ilerlemeleri ölçütünde ve kararında yapmak da önemlidir. Şu anki virüsün bu kadar yayılmasında da küreselleşme ve teknolojinin payı var. Ebola virüsü Covid-19 virüsü gibi yayılmamıştı. Çünkü çıktığı yerde ileri düzey teknolojilerle donanımlı metro ağları yoktu ve Çin gibi ulaşımı hızlı ve kolay bir ülkede değildi. Aşırı küreselleşme ve teknoloji yüzünden virüs hızla yayıldı. Mesela Çin polisleri şuan insanların vücut ısısını gösteren gözlüklere sahip iken teknolojik alanda yeterli olmayan ülkeler bu tarz ayrıcalıklara sahip değil. 

Peki teknoloji her şeyi çözebilir mi? Hayır. Paranın her şeyi çözemediği alanlar olduğu gibi teknolojinin de yetersiz kaldığı alanlar olacaktır. İnsanoğlu olmadan dünyanın bir manası yok. Ekonomik büyümenin fetişleştiği bir ülkede şaşırılmadık unsur olan benmerkezci insanlar, kârları için otomasyon ve yapay zekayı tercih edebilir. Çünkü bilgisayarlar ve robotlar hastalanmıyor. Çoğu şirket bu yüzden üretimini insana dayalı olduğu için durdurmak zorunda kalmıştı. Bigdatalar büyüdükçe dijitalleşme robotlaşmanın daha zekice işler yapmasına katkı sağlıyor. Gittikçe kol emeği yerine zihin emeği ikame etmiş oluyor bu durumda. Bu da toplumsal sorunlara neden olabilir. Hem insanlar sadece geçimini sağlamak için çalışmazlar. İş aynı zamanda insanların kimlik unsurudur. Kendini ifade etme yoludur. Ya şimdiye kadarki alışkanlıklarımız değişecek ya da iş dışında kendimizi ifade etme yolları kullanacağız. Ya da ciddi anlamda ekonomik sorunlar yaşayacağız. İleride vasıflı olmak insanların hayatlarını kurtaracaktır. Vasfınız, kariyeriniz, yaratıcılığınız ne kadar yüksek ise endüstri 4.0’ın ya da Japonların deyimiyle toplum 5.0’ın dünyasında hayatta kalma şansınız ya da o hayatta iyi bir hayat kurma şansınız o kadar yüksek olacaktır.

        Bu dünya anlayışına antitez olacak bir ideoloji hangi yılda tüm dünyaya egemen olur bilmem ama bu çağda da insanlar her çağda olduğu gibi birbirlerini harcıyor. Eski sorunları daha modern şekillerde yaşıyoruz sadece. İngiliz filozof Thomas Hobbes’ın da dediği gibi insan insanın kurdudur.

MELEZ POLİTİKA: HELİKOPTER PARA

Las Vegas  Lights kulübünün, LA Galaxy ile yaptığı maç arasında helikopterden taraftarlara para atması gibi yada La Casa de Papel’de Profesör’ün İspanya Merkez Bankasına girmek için galeyan çıkarmak adına zeplinden dağıttığı para gibi FED de ekonominin üzerine para dağıttı.

Şu an corona virüsünden dolayı tüketimde oluşan aksama için analistler ve politikacılar, hem talebi canlandıracak hem de ekonominin yapısını iyileştirecek alışılmadık bir politika ile ilgili fikirler paylaşmaya başladılar. Bu yazıda bu fikirlerden en ünlüsü olan para politikasının çaresizliğini anlatacağım.

Bilindiği üzere mal ve hizmetlerin tüketimi veya tüketici harcamaları, ekonominin temel itici güçlerinden biridir. Tüketim harcamaları, dünyanın gayri safi yurtiçi hasılasının %58’ini oluşturmaktadır. ABD ve İngiltere gibi ülkelerde bu GSYİH’larının üçte ikisini temsil ediyor. Dolayısıyla, tüketici harcamaları yavaşlarsa veya durursa, ekonomi büyük sorun yaşar. Şu an dünyada işyerlerinin kapanışlarını ve işten çıkarmaları görüyoruz. Yani tüketici harcamaları büyük bir darbe alacak bu koşullarda. Bu duruma önerilen çözüm ise, hükümetlerin her kişiye ödeme yapmasıdır. Böyle bir kararın verilme sebebi, banka hesabınızda fazladan paranız varsa, gelecek hakkında daha az endişe duyacağınız ve harcamaya daha meyilli olacağınızdır. Bazı hükümetler bunu denemeye başlıyor. Nakit banknot dağıtma geçmişi olan Hong Kong hükümeti, Şubat ayında ülkedeki yerleşik halkına 10000 Hong Kong  doları yani 1280 ABD doları vermeyi planladığını duyurdu. Mart ayında Amerika hükümeti, belirli bir seviyenin altındaki her yetişkine 1200 dolar gönderen bir paket onayladı. 82 milyonluk nüfusa sahip olan Türkiye ise sadece 2 milyon 300 bin haneye 1000 lira yani 143,27 ABD doları destek verebiliyor. Ekonomik güç bu politika için önemli olduğunu da bu rakamlarla görüyoruz. Dünyadaki diğer ülkeler de benzer planları düşünüyor. Ancak, doğrudan nakit aktarma fikri yeni bir fikir değildir. ‘Helikopter para’ terimi, 1969’da pratik bir politika aracı olarak değil, bir düşünce deneyi olarak ekonomist Milton Friedman tarafından üretilmiş, 14. Fed Başkanı Ben Bernanke tarafından da ünlenmişti. Aslında söz konusu olan politikanın ismi “Para ile Finanse Edilen Maliye Politikası”dır. 

Para politikası tek başına ekonomik toparlanmayı desteklemek veya çok düşük enflasyondan kaçınmak için yetersiz olduğunda, maliye politikası potansiyel olarak güçlü bir alternatif sunar. Özellikle faiz oranları sıfıra yakınsa. Bu yüzden parayla finanse edilen mali müdahaleler güçlü bir araçtır. Politikacıların yalnızca acil durumlarda, diğer seçenekler etkisiz olduğu zaman veya gelecekteki istenmeyen sonuçları (örneğin, yolda olan bir borç krizi) tetiklediği zaman başvuracakları tarzdan politikalardır. Şu anki koşullar için her kesimden iktisatçı tarafından desteklenen bir politika aracıdır. Bu politika aracı daha fazla kamu harcamasını sağlayan, vergi indirimi sağlayan ve fazla borçlanmaya karşı nitelikleri olan bir araçtır. Corona virüs krizinin bırakacağı ekonomik etkileri en aza indirmek için zorluğun boyutuyla orantılı hızlı ve iyi hedeflenmiş politikalara ihtiyaç vardı. O yüzden her kesimden destekleniyor. Hızlı ve o boyutta bir politika olduğu için. 

Bu krizden önce merkez bankaları  enflasyonu teşvik etmek için geleneksel olmayan bu aracı kullanırlardı. Ayrıca bu kalıcı/geri dönüşü olmayan helikopter paranın gerçek dünyada uygulanması için   koordineli mali-parasal eylemler gerçekleşmesi gerekir. Yani Merkez Bankası ile Hazine arasında işbirliği ve koordinasyon gereklidir. Şimdi şu da var ama ABD hükümeti ve Hazine, vergi ödemeden hane halklarına 1 trilyon dolar göndermeyi seçerse buna maliye politikası denir. Ancak Fed aynı şeyi yaparsa, buna para politikası denir. Bu  araç makro ekonomik politika karması gibi ama değil de gibi. Hem basit hem karışık ve bu aracın açık bir tehlikesi de var. Bu nedenle ekonomik koşullar önemli ölçüde kötüleşmedikçe açık bir şekilde denenmesi olası değildir. Fakat bir durgunluğa rastlarsak (bu zamanda görüldüğü gibi) hiçbir şey yapmamanın riski daha da kötüdür tabi. 

Helikopter para aslında bir mali operasyondur ama FED’in parmağı da var işte. Demiştim karışık işte biraz. FED’in doğrudan ABD Hazinesi’ne borç vermesini yasaklayan bir yasa var. Bu yasa yüzünden Hazine, FED’deki hesabında pozitif bir bakiye olmadığı sürece harcama yapamaz. Ayrıca merkez bankası federal hükümetin bir ajansıdır ve borcu teknik olarak hükümetin borcu olarak düşünülmelidir. ABD hükümetinin FED’den doğrudan kredi almasını yasaklayan yasadan farklı olarak, FED helikopter para harcaması yapma konusunda da yasal bir yetkiye sahip değil. Ama şöyle bir şey de vardır ki hükümetin helikopter para harcaması yapıp yapamayacağını merkez bankasına söyleme konusunda açık bir yetkisi var. Yani merkez bankası bağımsızlığı ilkesinin açık bir ihlali var burada. Ancak, katı kuralların olağanüstü koşullar karşısında gevşetildiği birçok durum gördük. Ayrıca, merkez bankası bu tür bir programa gönüllü olarak katılmayı kabul ederek resmi bağımsızlığını korumaya devam edebilir.

Ekonomiyle yapılan bu mücadelenin şimdiye kadar neredeyse yeterince vurgulanmayan başka bir boyutu daha var. Sıfır veya negatif reel faiz oranları, yarı kalıcı hale geldiklerinde sermayenin etkin tahsisini zayıflatır ve krizler için zemin hazırlar ve bu tür politikalar hükümetler tarafından sık kullanılırsa etkinliklerini zayıflatabilecek bir enflasyona ve bireysel davranışlarda değişikliklere neden olabilirler. İnsanların tadına baktıktan sonra daha fazlasını istemeye devam edecekleri korkusu da var. Uzun vadede, bu durum kaçak enflasyona yol açabilir. Ancak bu durum bugünlerde enflasyon oranlarının tarihsel olarak düşük seviyelerde olmasına kıyasen daha az endişe verici bir durum.

Tüketici Fiyat Endeksine Göre Küresel Enflasyon / Yıllık Yüzdelik Değişimleri

                                                                                                                      Kaynak: World Bank, 2020

Eğer bir merkez bankası para vermeye başlarsa, karşılık gelen varlığı olmayan borçlar yaratır ve böylece özkaynağını tüketir. İnsanlar da vergilerinin gelecekte bir helikopter para için ödeme yapmak üzere artacağını düşünürler ve gelecekteki bu yükümlülüğü yerine getirmek için paradan tasarruf edebilirler. 2008 Büyük Buhranı sırasında ABD hükümeti, 130 milyon vergi mükellefine ekonomik teşvik ödemeleri olarak adlandırılan 100 milyar dolar vergi indirimi uygulamıştı. Ne yazık ki, para durgunluğun beklemesini durduramadı ve yapılan bir ankette çekleri alan insanların sadece %20’sinin parayı gerçekten harcadığı anlaşıldı. Bu politikaya bir başka itiraz ise bunun uzun vadeli bir çözüm olmamasıdır. İşçilerin işsiz kaldıklarında işlerini sürdürmelerine veya yeni iş bulmalarına yardımcı olmaz ve bir kerelik nakit ödeme kesinlikle sabit bir maaş ödemesi gibi olmaz.

En kötü senaryoda, bu önlemler nihayetinde merkez bankalarına olan güvende bir kayba neden olabilir. Bu da finansal sistemleri zayıflatabilecek bir etkidir. Helikopter paranın harcamaları canlandırması için, kamuoyunun Friedman tarafından düşünce deneyinde tarif ettiği gibi “asla tekrarlanmayacak benzersiz bir olay” olduğuna inanması gerekir. Genel halka para vermek umutsuz bir önlem gibi görünse de, aynı zamanda düşen tüketici talebiyle mücadele etmek isteyen hükümetler ve merkez bankaları için son çare olarak güçlü bir silahtır.

KAYNAKÇA

  1. Bernanke, B. (2016) “What Tools Does the Fed Have Left? Part 3: Helicopter Money”, Brookings Institute, erişim tarihi: 22 Nisan 2020 https://www.brookings.edu/blog/ben-bernanke/2016/04/11/what-tools-does-the-fed-have-left-part-3-helicopter-money/ 
  2. Buiter, W. H.  (2014) “The Simple Analytics of Helicopter Money: Why it Works – Always”, Economics, Cilt. 8,  DOI: org/10.5018/economics-ejournal.ja. 2014-28, erişim tarihi: 22 Nisan 2020 https://papers.ssrn.com/sol3/papers.cfm?abstract_id=2484853 
  3. Belke, A. (2018) “Helicopter Money: Should Central Banks Rain Money from the Sky?” Intereconomics 53, 34–40 erişim tarihi: 22 Nisan 2020  https://doi.org/10.1007/s10272-018-0716-9 
  4. Νikolaos A. (2017) “Eurozone Debt Monetization and Helicopter Money Drops: How Viable can this be?”Journal of Central Banking Theory and Practice | Volume 6: Issue 3, Department of Economics, University of , Thessaly, Greece erişim tarihi: 22 Nisan 2020  https://doi.org/10.1515/jcbtp-2017-0018 
  5. Skidelsky, R. (2016) “Helicopter Money Is in the Air”, Project Syndicate, erişim tarihi: 22 Nisan 2020 https://www.project-syndicate.org/commentary/helicopter-money-in-the-air-by-robert-skidelsky-2016-09?barrier=accesspaylog 
  6. Fullwiler, S. (2015) “What Is Helicopter Money, Anyway?”, Posted to New Economic Perspectives, erişim tarihi: 22 Nisan 2020 https://www.researchgate.net/profile/Scott_Fullwiler/publication/281852896_What_Is_Helicopter_Money_Anyway/links/55fb7de908aeba1d9f3a121f.pdf 
  7.  Galí, J. (2020) “Helicopter money: The time is now”, CREI, Universitat Pompeu Fabra and CEPR, erişim tarihi: 22 Nisan 2020 https://voxeu.org/article/helicopter-money-time-now 
  8. Derviş, K. (2016) “Time for helicopter money?” Project Syndicate, erişim tarihi: 22 Nisan 2020 https://www.project-syndicate.org/commentary/coordinated-monetary-policy-revive-growth-by-kemal-dervis-2016-03?barrier=accesspaylog 
  9. Irwin, N. (2016) “ Helicopter money: Why some economists are talking about dropping money from the sky”, The New York Times, erişim tarihi: 22 Nisan 2020  https://www.nytimes.com/2016/07/29/upshot/helicopter-money-why-some-economists-are-talking-about-dropping-money-from-the-sky.html 

KORKU EKONOMİSİ

Gezegenimizin her köşesini diğer canlılarla paylaşıyoruz. Bunların arasında mikroskobik ölçekte olan bakteriler, mikroplar ve virüsler de var. Aralarında yediklerimizin oluşmasını sağlayanlar ve bize yardımcı olanlar da bulunuyor ancak sonumuzu getirebilecek olanlar da.

Şu anda bile vücudumuzun üzerinde, ellerimizde ve ağzımızın içerisinde kötü huylu bakteriler ve mikroplar var. Örneğin ölümcül stafilokok bakterisi taşıyor olma ihtimalimiz %25. Bu bakteriler bize zarar vermeyebilir fakat bir başkasından alırsak hayatımızı bile kaybedebiliriz. Ya da normalde bizde görülmeyecek olan bakteri ve virüsler vardır. COVID-19 gibi.

2019 yılını, hayatlarımızın her alanını etkileyen, başta çoğu insanın önemini idrak edemediği ardından pandemik salgına dönüşen bir virüs ile sonlandırdık. Bu virüs sayesinde şuan dünya da iki tür salgın var; korona ve korku. Korku da virüs gibidir. Ama şuan dünya bir tanesi ile ilgileniyor sadece. COVID-19 salgını ile. Uzmanlara göre bu salgın ile dünya ekonomisinde oluşan durgunluğun geçmişte bir örneği yok ve bu durum dünya ekonomisinde kalıcı bir hasar bırakacak. Ama bana göre son zamanlarda zaten kırılgan hale gelen dünya ekonomisi geçmişte yaşadığı tüm krizlerin potporisine hazırlanıyor.

Böyle bir salgının ekonomiye etkisinin tam olarak ölçülebilmesi mümkün değildir. Bu özelliği de uzun süre koruyacak gibi görünüyor. Sokaklarda virüse yakalanma riski, ekonomide ise kriz riski var ki bir ülkede başlayan Mortgage Krizi gibi bir kriz tüm dünyayı etkilemişken , burada bir ülkeden fazla ülkenin ekonomisi söz konusu. Bunun dünyaya bırakacağı etki bambaşka olur. Aşı şimdi bulunsa dahi toparlanma süreci kısa olmayacaktır. Bu kaostan beslenenler de uzun dönemde zararda olacaktır.

Türkiye de bu konuda elinden geleni yapan ülkelerden biri. Virüsün dünyada ilan edilmesiyle, diğer ülkelere nazaren hızlı adımlar atmıştı. BAREM’in yaptığı Korona Virüs Algısı araştırmasına göre halkın %70’i Sağlık Bakanlığı’nın salgını iyi yönettiğini düşünüyor ve bakanlığın çalışmalarına güveniyor. Ayrıca aşı için çalışmalar her ülkede olduğu gibi Türkiye’de de başladı. Tüm dünyadaki bilim insanları ve doktorlar virüsle ilgili araştırmalara devam ederken, Bill Gates gibi ünlü iş adamları da virüse karşı ilaç geliştirilmesi için büyük yatırımlar yapıyor. Bu insanların amaçları yalnızca kendi yataklarında akmak değil, başka ırmakların biriktirdiği bir okyanusa doğru akabilmektir. 

Korona’nın etkisini de anlayabilmemiz için en iyi kıyaslamayı SARS ile yapabiliriz. SARS dünya ekonomisinin belli bir süresini etkilemişti. Sonra aşısı bulunmuştu ve SARS’ta vakaların %10’u ölmüştü. Şuan ki COVID-19 salgınında son verilere göre SARS’ın 16 katı kadar insan bu hastalık yüzünden ölüyor. Ayrıca önceki korona çeşitleri olan SARS ve MERS’in her yaşa etkisi neredeyse aynı iken COVID-19 yaşlıları daha fazla etkiliyor. Bazı ülkeler yaşlılarını gözden çıkardı. Hollanda ve İngiltere hükümetleri virüse yakalanan insanlardan evlerinde kalmalarını istedi. İnsanlık nidaları atan bu ülkeler kendi vatandaşlarını bir nevi ölüme terk etti. Genç nüfusunu kaybetmeme derdine düştüler. Bu durum bir yandan yaşlıların ekonomiye katkılarının düşmesine sebep oluyor. Nüfusunun çoğunluğu yaşlı olan Japonya, Almanya ve İtalya gibi ülkelerin ekonomilerinde yaşanacak artçılar bunu bizlere gösterecektir. 

Bu virüs ile üretim de yavaşlıyor. Çiftçi, tarım alana gitmediği için rafa çıkan ürün azalıyor. Çiftçi üretse bile lojistik ile bunların marketlere taşınması gene bir sorun oluyor. Daha az ürün geldiği için fiyatları daha da yükseliyor ve enflasyon artıyor. Ayrıca Türkiye gibi turizmden büyük gelir elde eden bir ülkede senaryo daha da kötüleşir. 2020 ekonomisini gözden çıkartmak lazım bu durumda. Bu virüsün ekonomiye indirdiği darbelerin düzelmesi zaman alacaktır. Türkiye için Çin’in artık veremeyeceği malları dünyaya sunma fırsatı elde ettiği yaygın bir düşünce olmakla birlikte bir yanılgıdır. Ara mallarını ucuz iş gücüne sahip Çin’den alan Türkiye’nin teknolojik üretim kalemi kısılırken, bir yandan diğer yönde artan kalemleri pek bir değişime neden olmayacaktır. Çin dünya üretimindeki mihenk taşlarından biri olduğu için orada yaşanan herhangi bir aksama dünya üretimini olumsuz etkileyecektir. 

Ayrıca üretim olmazsa enerji talebi de düşecektir. Bu da petrol fiyatlarının düşmesi demek oluyor ki Suudi Arabistan petrole talep azalacak diye fiyatı düşürmek istedi. Rusya rakibi Amerika’ya karşı mağlup olmamak için bu durumdan ne kadar rahatsız olsa da düşürmek zorunda kaldı, ardından üretimlerini de azalttılar. Korona virüs salgınının etkileri, petrol piyasasındaki fiyat savaşlarıyla güçlenerek küresel resesyon olasılığını daha da arttıracak gibi görünüyor. Anlaşıldığı üzere korona virüs salgınının etkileri küresel çapta bir sağlık krizinin çok ötesine geçmiş bir durumda. Salgın tedarik zincirlerini, hava-kara-deniz taşımacılığını ve turizmi, tüketici talebini vurarak, arz ve talep yetersizliği de yaratıyor. Sonsuza kadar sürecek bir kötülük yoktur ama bir resesyon dönemine doğru ilerliyoruz. 

İnsanlar altına yöneldiği için borsalar da sıkıntıda şu durumda. Dünya Altın Konseyi’nin yayınlamış olduğu Altın Talep Eğilimleri raporuna göre 2016’dan beri dünya altın talebi, en yüksek seviyesine bu yıl ulaştı. İnsanlar parasını altına ve Amerikan tahvillerine yatırıyor. Aşağıdaki şekilde 5 yıllık ABD tahvilinin yılın aynı ayına göre değişiminde de görüldüğü üzere en yüksek fiyat seviyesine bu yılda ulaşmış. FED bu durumdan istifade edip, faiz oranlarını başta düşürdü sonra da sıfıra indirdi. Üstelik FED’in faizi düşürdüğü ilk zamanlarda bazı ülkeler daha düşük faiz oranı vermesine rağmen Amerika tahvilinin talebi düşmedi. Çok ilginç olan bir başka durumda IMF’nin bu virüs ile zor duruma düşen az gelişmiş ülkelere 10 milyar dolarlık diğer ülkelere 50 milyar dolarlık hazırladığı faizsiz destek paketleridir. Atılan bu somut adımlar güzel bir haber ama IMF sonrasından bunu nasıl finanse edebilecek?

Çin, virüsün hakkından gelse de bugün virüsün ağırlık merkezi Avrupa’dır. Avrupa adeta bir karantina bölgesine dönüşmüş durumdadır. Bu da büyük bir üretim ve tüketim merkezi olarak Avrupa’nın Çin’in gelişmesine yardımcı olamayacağı anlamına gelir. Yani Çin, satmaya veya almaya hazır olsa da en büyük ticari partneri ne satabilir ne de alabilir durumda olacaktır. Endüstri 4.0 insan emeğini üretimden büyük oranda çekerken, Endüstri 4.0’ın şafağında insan nüfusu temizleniyor resmen.

Korona virüsü ile benzer etkiler bırakan İspanyol gribi dünyanın en büyük felaketlerinden biriydi. Dünyada milyonlarca insana bulaştı ve yaklaşık 20 milyon kişinin ölümüne yol açtı. Buradaki virüs saldırdığı bünyenin bağışıklık sistemi ne kadar güçlüyse ateşin de o kadar yükselmesini sağlıyordu. Osmanlı’ya da askerler yoluyla bulaşmış bir gripti. Ayrıca Atatürk de bu gripten nasibini alanlardan biriydi. O zaman alınan önlemlerde günümüzdekine benzerdir. Okullar belli bir süre tatil edildi. Sinema ve tiyatro salonları kapatıldı. Konferanslar ve toplantılar iptal edildi. İstanbul Belediyesi salgınla mücadele için beyanname yayınladı. Tüm önlemlere rağmen salgın İstanbul’da 10 bin kişinin ölümüne yol açtı. Pandemik salgınlar dünyanın başına çok dert açtı ve acımadı. 

Korkunun kaynağı gelecekte yatar. Japonya Hiroşima gibi bir olayı bir daha yaşamamak için elde ettiği donanıma Hiroşima Faciası olmasaydı belki de ulaşamazdı. Bu salgından da almamız gereken dersler var. Artan dünya nüfusuna karşı biri/birileri dur demek mi istedi veya ekonomisi ve nüfusuyla dünya liderliğine yürüyen Çin’e biri dur mu demek istedi? Çin’in ekonomisine darbe vurmak isteyen bu odak neyi amaçladı ki olmadı; şuan tüm dünyaya yayıldı? Ya da bu odak neyi bekliyor? Tüm dünya zor duruma tamamen düştüğünde bu virüsün aşısını piyasaya sürüp ekonomik güç mü olmak istiyor? Ya da amaç insanları evlerine tıkıp internet alışverişini veya kripto paraları hayata geçmesini sağlamak mı? Neden Çin’in başına bu olay Amerika ile ticaret savaşlarına girdiği bir dönemde geldi? Tarihteki çoğu hastalığın merkezinde neden dünya nüfusunun çoğunluğuna sahip olan Asya var? Hepsi bir komplo teorisi. Daha mantıklı düşünürsek, savaşlar her zaman daha maliyetli olurken, savaş kadar maliyetli olmayan salgınlar savaşlardan daha çok ölüme neden olabiliyor. Savaş için ikna etmeniz gereken çok insan varken, salgın hastalığı tek başınıza bile çıkarabilirsiniz. Böyle hızın ve etkileşimin ileri seviyede olduğu bir dünyada işiniz daha kolay olur. Çünkü ne Ortaçağ’dayız ne de Kara Ölüm zamanı gibi geri kalmış bir teknolojiye sahibiz. Zaman farklı, şartlar farklı. Belki de tüm iktisadi doktrinlere karşı gelecek bir doktrin ile çıkacak dünya bu krizden de. Ya da bu durumu abartmış olacağız sadece.

Dipnot: Resim The Economist dergisinden alınmıştır. Grafik GCM Yatırım sayfasından alınmıştır.