TÜRK DIŞ POLİTİKASI: JEOSTRATEJİK ÇERÇEVEDEN BARIŞ PINARI HAREKATINA BİR BAKIŞ

DIŞ POLİTİKA NEDİR?

Bir devletin diğer devletlere karşı davranışları, tutumları kısacası ilişkileri olarak tanımladığımız dış politika, bir ülkenin dış dünya ile ekonomik, siyasi, hukuki vb. hususlardaki tutumlarını, fakat daha çok siyasi ilişkiler ve diplomasi anlamında kullanılmaktadır. 

Bir ülkenin en birincil ve önemli amacı egemeni olduğu toprak parçasının bütünlüğünü korumak ve buna yönelik olarak savunma kapasitesi ve araçlarını güçlendirmeye yönelik tedbirler almaktır. Diğer devletler üzerinde, o devletin politika ve davranışlarını etkileyebilmek ve bu etki alanları üzerinde çıkarlarını koruyabilmek bölgesel ve küresel güçteki tüm devletlerin dış politikalarını etkilemek  bir diğer temel amacı olarak nitelendirilebilir.

Küreselleşen dünya ekonomisi, devletleri özellikle ihracat için pazar bulmayı zorunlu kılmış ve bunun için gerekli olan tüm siyasi koşulların yaratılmasını dış politikanın öncelikli amaçlarından biri haline getirilmesini sağlamıştır. İhracatın sürekli olarak devam etmesi ve giderek genişlemesi ise devletler için bir güvenlik sorunu haline gelmiştir. Son olarak bir ülke, diğer devletler arasında güvenilir ve saygın olmayı, bu yönde prestijini artırmayı hedeflemektedir.

Başkan Bill Clinton döneminde (1997-2001) Dışişleri Bakanlığı yapmış, Amerika’nın ilk kadın Dışişleri Bakanı ünvanına sahip olan Madeleine Albright dış politikayı öğrencilerine şu şekilde açıkladığını ifade etmiştir: “…diğer ülkelere istediğimizi yaptırmak için onları ikna etmektir. Bunu gerçekleştirmek için, Başkan’ın ya da Dışişleri Bakanı’nın kullanacağı bir dizi silah vardır. Bunlar kaba askeri güçten tutun  da sıkı çalışmalarla yapılan görüşmelere ve mantıksal tezlerin basit kullanımına kadar uzanır. Devlet idaresinin püf noktası, en iyi sonucu verecek püf noktayı bulmaktır. Bu da yine, etkilemeye çalıştığınız hedefi, en çok ilgilendiren noktayı bulmakla ilgilidir.”(Türkiye için bugün Suriye’de PKK-YPG terör örgütün temizlenmesi sorunudur.)

ULUSLARARASI SİSTEM VE TÜRK DIŞ POLİTİKASI

Günümüz uluslararası sistemi; güç dengesi geçişlerinin yaşandığı, finansal savaşların yanı sıra açıkça ticaret savaşlarının ilan edildiği, dış ticaret politikalarının korumacılık çerçevesinde belirlendiği, birbirinden farklı amaç ve çıkarlara sahip devletlerin terörle mücadele kapsamında işbirliği yaptığı, insani yardım söyleminin popülerliğinin arttığı ancak mülteci meselesinin çekincelerle konuşulduğu bir sistem olarak değerlendirilebilir.

Dahası bu sistem, anarşik yapının buhranlarının bir kez daha hissedildiği, uluslararası toplumun etkinliğinin azaldığı, bir taraftan demokrasi ve onun  değerlerinin mucidi ve en önde gelen savunucularının kendi icatlarını bir kenara bırakıp, çıkarları uğruna kolayca bu değerlerden vazgeçtiğinin görüldüğü, diğer taraftan ise dünyanın farklı noktalarında demokrasi ve insan hakları için protestoların yapıldığı bir sistemdir.

Türk Dış Politikası sistemin yarattığı bu buhranlardan doğal olarak etkilenerek diplomatik krizlerle ve meydan okumalarla karşı karşıya gelmektedir. Fakat tüm bunlara rağmen Ankara dünyada söylem ve faaliyetlerinin özenle takip edildiği, diplomatik manevralarıyla bölgesel etkisinin yanı sıra dünya siyaset sistemini etkileyen bir aktör niteliğindedir.

Buna ilaveten Türk Dış Politikası, sistemin gerektirdiği reel dış politika anlayışının yanı sıra insani değerlere önem veren, barışçıl, insan haklarına saygılı, kazan-kazan temelli işbirlikleri için girişken anlayışlara da sahiptir. Coğrafyasına bağlı olarak sahip olduğu komşularını (Kara sınırı olan komşularımız; Gürcistan, Ermenistan, Suriye, Nahçivan, İran, Irak, Yunanistan ve Bulgaristan – Denizden komşularımız; Rusya, Ukrayna, Romanya, Moldovya ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti), güvenlik çemberlerini  (Kafkasya, Ortadoğu, Balkanlar, Avrupa, Akdeniz) iyi tanıyan ve bunlar arasındaki hassas dengeleri asırları aşmış diplomasi gelenek ve kültürü sayesinde usta bir şekilde yürütmeye devam etmektedir.

Esasta 21.yüzyıl Türk Dış Politikası, II. Dünya Savaşı sonrası düzen olarak da adlandırdığımız Soğuk Savaş döneminin, sert güç ve güvenlik gibi hususlar üzerinde yoğunlaşan, reel politik araçlarla yürütülen “yüksek düzeyli politika” anlayışının yerine; yumuşak güç (soft power) olarak bilinen ekonomi ve kültürel unsurlarla ilişkili  jeostratejik ve jeokültürel bir dış politika stratejisi yani “düşük düzeyli politika” uygulamaya geçmiştir.

Türkiye, 1991 yılından sonra (SSCB’nin dağılması sonrası) çift kutuplu uluslararası sistemden tek kutuplu sisteme geçildiğinden günümüze kadar  proaktif ve çok boyutlu bir dış politika izlemektedir. Yeni dünya düzeninde güvenlik bölgeselleşmiş, yumuşak güç ağırlık kazanmış, ve özellikle 9/11’den sonra terörizm yeniden kavramsallaştırılmıştır.

Global köye dönen dünyamızda ise gelir dağılımındaki eşitsizlik oranı yükselmiş, küresel sermayenin devlet politikaları üzerindeki etkisi artmış ve buna bağlı olarak Ulusötesi Şirketler (Transnational Corporation, TNC) devletlerin hem iç hem de dış faaliyetleri üzerinde büyük ölçüde söz sahibi haline gelmiştir. Bölgelerin bu denli önem kazandığı bir dünyada 82 milyonluk nüfusu, G-20 ülkeleri arasında 17. sırada olan ekonomisi, ve kritik bir coğrafyaya sahip oluşuyla Türkiye  uluslararası gelişmelerden fazlasıyla etkilenmektedir.

BİR JEOSTRATEJİK MESELE: BARIŞ PINARI HAREKATI

Ortadoğu’daki iç karışıklıklar ülkemizin yanı başındaki meselelere karşı çeşitli politikalar üretmesini zorunlu kılmıştır. Zeytin Dalı Harekatı, Fırat Kalkanı Harekatı ve son olarak Barış Pınarı Harekatı tam da bu zorunluluğun tezahürüdür. Ekim 2019 tarihinde başlatılan  Barış Pınarı Harekatı ülkemizin uluslararası hukuktan kaynaklanan hakları, BMGK’nin terörle mücadeleye yönelik özellikle 1373 (2001), 1624 (2005), 2170 (2014), 2178 (2014), 2249 (2015), 2254 (2015) sayılı kararları ve BM sözleşmesinin 51’inci maddesinde yer alan “Meşru Müdafaa Hakkı” çerçevesinde, Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygılı olarak icra edilmeye devam etmektedir.

Bu harekat Milli Savunma Bakanlığı’nın ifadesiyle: “Hudutlarımızın güvenliğini sağlamak, sınırlarımızın güneyinde bir terör koridoru oluşturulmasını engellemek, DAEŞ ve PKK/KCK/PYD-YPG başta olmak üzere milli güvenliğimize tehdit oluşturan terör örgütleri ve teröristleri etkisiz hale getirmek, yerinden edilmiş Suriyelilerin evlerine ve topraklarına dönüşleri için uygun şartları sağlamak maksadıyla başlatılmıştır.”

Nitekim bu harekat stratejik bir hamledir ve tüm dünyanın bunu kabul etmesi gerekmektedir. Büyükelçilerimizin ve diplomatlarımızın bu harekatın amacını mevkidaşlarına, özellikle de bulundukları ülkelerin kamuoylarına kararlılıkla anlatması büyük önem arz etmektedir.

22 Ekim tarihinde Rusya ve Türkiye arasında imzalanan Soçi Mutabakatı’nın “Mültecilerin güvenli ve gönüllü bir şekilde geri dönüşlerini kolaylaştırmak maksadıyla ortak çalışma yapılacaktır.” ibaresinden oluşan 8. maddesi harekatın  aynı zamanda insani bir harekat olduğunun kanıtı niteliktedir. Dahası bu harekat, reaksiyon algısıyla değil stratejik düşünceyle yapılmış bir hamledir, zira sınırımızda terör koridoru oluştuktan sonra değil, oluşmadan önce düşünülmüş, güvenlik ve ekonomik etkileri değerlendirilerek uygulamaya geçirilmiştir.

DEĞERLENDİRME

Dış politika hedef ve stratejilerinin zamanında tamamlanması çoğu zaman hayati bir durum arz edebilir. Her ne kadar 21 Kasım’da Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, harekatın ne zaman son bulacağına dair sorulara, “en son terörist etkisiz hale getirilene kadar.” cevabını vermiş olsa da güvenlik alanında tespit edilen hedeflere ulaşmada uygulanan stratejilerin zamanında bitirilmesi çok önemlidir.  Zamanı kendi lehine çalıştırmak, günümüz uluslararası olaylarında önemli bir ilke özelliğini korumakla birlikte önemli bir politika ve strateji kuralıdır.

Türkiye’nin bazı müttefikleriyle olan ilişkileri bu süreç içerisinde gerilmiş, başta ABD olmak üzere AB ve Arap dünyasından tepkilere maruz kalmıştır. Barış Pınarı Harekatı hedefine ulaştığı zaman sona erdirilmeli, diğer devletlerle olan siyasi ve ekonomik ilişkilere zarar verilmesine kesinlikle izin verilmemelidir. İlişkileri koruma noktasında ihtiyacımız olan şey yalnızca diplomasi değil, tam anlamıyla kaliteli bir diplomasidir.

Bu süreçte Türkiye’yi dünya kamuoyunda itibarsızlaştırma girişimleri Türkiye’nin en büyük meydan okumalarından biri olarak görülebilir. Örneğin, harekatın başladığı 9 Ekim tarihinden itibaren özellikle dış basın ve medya tarafından harekatın amacı çarpıtılmış, BBC World gibi dünyanın en çok itibar gören İngiliz haber kanalları PKK-YPG üyelerini birçok kez canlı yayınlarında ağırlamış, Türkiye’nin operasyon bölgesindeki sivilleri, özellikle kadın ve çocukları hedef aldığı gibi haberleri dakikalarca tüm dünyaya seyrettirmiştir. Buna karşılık, Türk temsilcileri ve sözcülerine bu kanallarda  sınırlı sayıda yer verilmiştir.

Türkiye’nin süreç devam ederken dünya kamuoyunu sürekli olarak bilgilendirmesi ve harekatın uluslararası hukuktan doğan haklara dayalı olarak devam ettirildiğini bıkmadan, usanmadan anlatması birincil önemli meselelerdendir.

Dış politikanın çıkış noktası milli menfaattir. Türkiye’nin hedefi sınırlarını güvenli hale getirmek, barışın korunmasını sağlamak ve diğer devletlerle iyi ilişki ve işbirliğini geliştirmektir. Bu doğrultuda Türk Dış Politikası’nın akıllı, ölçülü ve zamanlaması iyi yapılmış şekilde, olayları önceden gören, ulusal çıkarlarına milletçe sahip çıkıldığı, tercihini her zaman barıştan yana yapan, kararlı bir dış politika olması gerekmektedir.

Kaynakça:

TCMB ve Para Politikası

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Tarihçesi

Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Türkiye’de Kurtuluş Savaşı mücadelesi verilmiş ve kazanılan bağımsızlık, ekonomik bağımsızlıkla güçlendirilmek istenmiştir. Ekonomiyle ilgili meselelerin konuşulması için 1923’de İzmir İktisat Kongresi toplanmıştır. Ekonomiye dair kararlar alınmış ve “milli devlet bankası” kurulması için çalışmalar başlatılmıştır. Dönemin Maliye Bakanı Abdülhalik Renda, merkez bankası kurulması için meclise kanun taslağı vermiştir. Ardından kanun taslağı mecliste kabul edilmiştir. Hükümet, merkez bankasının kurulması için yasa tasarısı hazırlamıştır. Yasa taslağı hazırlanırken yerli ve yabancı birçok uzman kişinin görüşlerine başvurulmuştur. Yasa, TBMM’de kabul edilerek 1715 sayılı Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanunu adı ile 30 Haziran 1930 yılında Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. TCMB, 3 Ekim 1931 tarihinde faaliyete başlamıştır.

Merkez bankasını diğer bankalardan ayıran en önemli fark, kanunla kurulmuş olmasıdır. Kanun yetkisiyle, merkez bankasına para politikasını belirlemede bağımsız araç kullanımı verilmiştir. Merkez bankası para politikası araçlarını kullanarak para politikasını belirler. Temel amaç ise fiyat istikrarının sağlanmasıdır. Bu amacın yanında, finansal istikrarın sağlanması için tedbirler almak ve fiyat istikrarını sağlama amacı ile çelişmemek şartıyla Türk Hükümeti’nin büyüme ve istihdam politikalarına destek vermek, merkez bankasının görevleri arasında yer alır. Para politikasına dair karar alınırken, temel makro ekonomik değişkenler incelenir. Ekonomik büyüme, istihdam ve enflasyon verileri para politikasının duruşunu belirleyen temel makro ekonomik değişkenlerdir. Ayrıca, merkez bankası para arzını belirleyen birincil aktördür. Bankalar ve özel sektörde para arzını belirleyen aktörler arasında yer alır ancak bu iki aktör birincil aktöre bağlıdır.

Fiyat İstikrarı ve Enflasyon

Enflasyon, bir ekonomide fiyatlar genel düzeyinde meydana gelen sürekli artışlardır. Fiyatlarda meydana gelen tek seferlik artışlar, enflasyon tanımına uymamaktadır. Yani fiyat artışları süreklilik arz etmelidir. Merkez bankası enflasyonu kontrol ederek, fiyat istikrarını sağlamaya çalışır.

Fiyat istikrarı, para politikasının uzun dönemdeki amacı olan büyüme ve istihdam hedeflerinin gerçekleşmesi için düşük oranlı ve istikrarlı enflasyon oranını ifade eder. Yine de bu fiyatın hiç değişmeyeceği anlamına gelmez. Fiyatlar genel seviyesindeki uzun süren artış ile düşüş (deflasyon) eğiliminin kontrol altına alınmasını ifade eder. Böylece Türk lirasının satın alma gücü korunur, paraya olan güven artar.

Enflasyonun Nedenleri

1) Talep Enflasyonu: Bir ekonomide toplam talebin, toplam mal ve hizmet arzından büyük olmasıyla meydana gelen enflasyon türüdür.                                                                           

2) Maliyet Enflasyonu: Üretimde girdi fiyatların yükselmesi, petrol fiyatlarının artışı ve doğal afetler gibi nedenler üretim maliyetlerinde artış yaşanması sonucu ortaya çıkar.                

3) Para Arzı: Ekonomide para arzının artması tüketim ve yatırım harcamalarını artırarak, fiyatlar genel düzeyini arttırır.                                                                                                          

4) Beklentiler: Ekonomik karar birimlerinin, ileride fiyatlar genel düzeyinin artmaya devam edeceği yönünde beklentileri olursa enflasyonun oluşmasına neden olur. Mal ve hizmet fiyatları da bu bağlamda artmaya başlar.

Merkez bankası daraltıcı ve genişletici para politikası uygulayarak piyasadaki para arzını belirler. Bu politikalar sonucu toplam talep etkilenir. Genişletici para politikasında düşük faiz oranlarıyla kredi hacmi genişler ve toplam talep artar. Daraltıcı para politikasında yüksek faiz oranlarıyla kredi hacmi daralır ve toplam talep azalır. Toplam talep değişimleri ekonomik faaliyetleri ve enflasyonu etkiler. Bu nedenle TCMB, Türk Hükümeti ile birlikte enflasyon hedeflemesi yapar. Bu hedefleme doğrultusunda para politikası duruşu belirlenir. Enflasyon hedeflemesi 3’er yıllık dönemler halinde yapılır. Enflasyon hedefi olarak tüketici fiyat endeksinin (TÜFE) sene sonu yıllık değişim oranına bakılır. Enflasyon hedeflemesinde 2 puan üstü ve altı belirsizlik aralığı belirlenir. Bunun sebebi ise Merkez bankasının hesap verme sorumluluğudur. Eğer yıl sonu enflasyon oranı belirsizlik aralığı dışında oluşur ise TCMB tarafından Türk Hükümeti’ne açık mektup yazılır.

Para Politikası ve Para Politikası Kurulu

Merkez bankası, piyasadaki son likidite kaynağıdır. Bunun anlamı; bankalara ve piyasalara para aktarabilir aynı zamanda para talep edebilir. Para piyasasındaki arz ve talep dengesini etkilemek üzere merkez bankasının kullandığı çeşitli para politikası araçları bulunmaktadır. Zorunlu Karşılık Oranları, Reeskont Oranı, Açık Piyasa İşlemleri ve 1 Haftalık Repo temel para politikasının temel araçları olarak sıralanabilir. Politika faizi ise 1 haftalık repo ihale faizi olarak belirlenmiştir.

1 haftalık vadeli repo faizi, kısa vadeli menkul kıymetin belirlenen bir dönem sonunda satıcısı tarafından geri alınmasıdır. Menkul kıymetler; devlet tahvili, hazine bonosu, banka bonosu, borsada işlem gören borçlanma senetleridir. TCMB’nin 1 hafta vadeli olarak açtığı repo ihalesinde, bankalar ellerindeki mevcut menkul kıymetleri merkez bankasına belirli bir vade karşılığında repo ediyorlar. Bunun karşılığında bankalar likidite elde ediyor. Vade sonunda, aldıkları likiditeyi faiziyle birlikte merkez bankasına geri veriyorlar ve menkul kıymeti geri alıyorlar. Merkez bankasının bu işlemi uygulamasındaki amaç banka ve finansal kurumların; piyasada uyguladıkları faiz oranını, bankalardan alınmış olan kredi miktarını, hisse senetlerini ve döviz piyasasını etkiliyebilmesidir.

Para politikası kurulu (PPK), para politikası kararlarının alındığı organdır. Başkan, başkan yardımcıları, banka meclisi arasından seçilen bir üye, başkanın önerisiyle seçtiği bir üye ile hazine müsteşarı veya onun görevlendirdiği müsteşar yardımcısı para politikası kurulu üyeleridir. Kurul, yılda en az sekiz defa toplanır. Kurulun hangi tarihte toplanacağı o yıla ait “Para ve Kur Politikası” metninde duyurulur. Bu toplantılarda politika faizi belirlenir. Kurul karar vermeden önce bankanın ilgili birimleri tarafından makro ekonomik değişkenler ve uluslararası gelişmeler hakkında geniş bir veriyle bilgilendirilir. Kararlar oy birliği ile verilir. Oyların eşit çıkması durumunda başkanın yer aldığı grubun teklifi kabul edilir. Kurul kararları saat 14.00’te kararın kısa bir açıklamasıyla web sitesinde ilan edilir. Ayrıntılı toplantı özeti ise 5 iş günü içerisinde web sitesinden yayınlanır. Kurul kararları, para politikasının temel iletişim araçlarından biridir. Merkez bankası faiz kararı alırken fiyat istikrarını sağlamayı amaçlar.

Gelecekte para politikası araçlarının kripto para sistemine göre değişmesi öngörülüyor. Kripto paraların ortaya çıkmasından sonra Merkez bankası kendi kripto parasını oluşturmak için çalışmalara başladı. Kripto paraların tedavüldeki kağıt paraların yerini alması ve ekonomiyi dönüştürmesi bekleniyor. Ancak kağıt para kullanımındaki muhafazakarlık, demografik yapı, teknolojik altyapı, devletlerin para basımını bir bağımsızlık simgesi olarak görmesi, programlanabilir bir sistemin siber saldırıların tehdidi altında olması gibi nedenlerle kripto paranın piyasa ekonomisinde kabul görmesi uzun zaman alabilir. Merkez bankası para basarken senyoraj geliri elde etmektedir. Genel anlamıyla senyoraj, paranın üretim maliyeti ile üzerinde yazılı değer arasındaki farktır. Devletler senyoraj gelirlerini, bütçe açıklarını kapatmak veya kamu harcamalarını finanse etmek için kullanır. Kripto para sisteminde para arzı büyük işletim sistemine sahip bilgisayarla yapılır. Eğer kağıt paralar tamamen tedavülden kalkar ve yerine kripto para gelirse senyoraj geliri ortadan kalkabilir.

Merkez Bankası Bağımsızlığı

Ülke ekonomilerinde önemli rol oynayan merkez bankalarının bağımsız kurumlar olup olmaması tartışılmaya devam edilen bir konudur. Modern ekonomilerde, merkez bankası bağımsızlığı fiyat istikrarının ön koşulu olarak görülüyor. Merkez bankası bağımsızlığı iki değişkenle ölçülüyor:

1) Amaç Bağımsızlığı: Kurumun kendi politikasını siyasi etkiden bağımsız olarak belirlemesi ve uygulaması.

2) Araç Bağımsızlığı: Para politikası araçlarını siyasi müdahale olmadan serbestçe kullanabilmesi.

Kısacası ekonomistlere göre, paranın değerinin korunmasında merkez bankasının siyasi baskı ve müdahaleden uzak olması, merkez bankasının inandırıcılığını artırmak ve piyasadaki ekonomik aktörlerin beklentilerini yönlendirmek için önemlidir.

Kaynakça : https://www.tcmb.gov.tr/

SESİMİ DUYAN VAR MI?

1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45 . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .  . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

…Sesimi duyan var mı?

17 Ağustos 1999 Gölcük depreminde sarsıntıyla geçen her bir saniye, bir yıl gibi gelmişti depremzedelere. Sanki o 45 saniye, enkazdan sağ kurtulanlardan koca bir 45 yıl çalmıştı…

26 Eylül 2019 tarihinde İstanbul’da meydana gelen 5,8 büyüklüğündeki deprem, ülke olarak gündemimizi tek bir noktaya odakladı. O nokta da hazırlanamadığımız ve uzmanlara göre tarihi yaklaşan Büyük İstanbul Depremi…

Okumaya devam et “SESİMİ DUYAN VAR MI?”

TÜKETİMDEKİ GİZLİ ÖZNE

Bu çalışmada ihtiyaç kavramı bağlamında tüketim olgusu ele alınarak tüketim toplumu analiz edilecektir.

İhtiyaç neye denir ve satın aldığımız her ürün ya da hizmet ihtiyacımızı karşılamak amacına mı hizmet etmektedir?

İhtiyaç kavramını tanımlarsak;

“İnsanların yaşayabilmeleri için doğal ve toplumsal gerekliliklerin tümüdür.”

“Maddi ve manevi benliğimizde duyduğumuz ve gidermeye çalıştığımız yokluk hissidir.

“Tatmin edildikleri sürece haz, tatmin edilmedikleri zaman ızdırap veren her şeydir.” (Pekcan, 2003, 525-526)

Pekcan, Ali (2003), “İhtiyaç Kavramı ve İbn’i Haldun’un Umran Teorisi’ne Etkileri”, İslami Araştırmalar
Dergisi, Cilt:16, Sayı:4, (525-526).

Satın aldığımız ürünler çoğu zaman ihtiyacımızı karşılamak gayesinin ötesinde yeni anlamlar taşır. Bu cümleyi detaylandırmak için bir örnek üzerinden konuyu açabilmemiz mümkün.

Örneğin; karnımın acıkmasına bağlı olarak yiyecek satın almam ihtiyacımı karşılamaya yöneliktir fakat belli nedenlere bağlı olarak seçtiğim yiyecek ile ihtiyacım satın alma arzum ile birlikte isteğe dönüşür ve artık ekonomik bir anlam taşır. Fizyolojik gereksinimlerimden fazla tükettiğim her yiyecekle aslında kendi irademden ziyade başkalarının denetimi altına girmem söz konusu olabilmekte. Yani ihtiyacım, artık bir alışkanlık ve tüketim çılgınlığı boyutlarına ulaşarak benim eylemlerime şekil vermiş ve böylece beni yönetmeye başlamıştır.

Tüketim nedir ve tüketim toplumu nasıl tanımlanabilir?

Tüketim, belirli bir ihtiyacın tatmin edilmesi için bir ürünü ya da hizmeti edinme, sahiplenme, kullanma ya da yok etme olarak da tanımlanabilir. Bu eylemi yapan birey de tüketici olarak isimlendirilebilir.”(Odabaşı, 1999:4)

Odabaşı, Yavuz (1999), Tüketim Kültürü: Yetinen Toplumun Tüketen Topluma Dönüşümü, Sistem
Yayıncılık, Birinci Basım, İstanbul.

“Tüketim, etkin ve sosyal bir davranış olmanın yanı sıra; bir zorlama, bir ahlak, bir kurum ve bir sosyal değerler sistemidir. “ (Baudrillard, 1997:74)

Baudrillard, Jean (1997), Tüketim Toplumu, Çev: H. Deliçaylı, F. Keskin, Ayrıntı Yayınları, İstanbul.

Tüketim toplumunun oluşabilmesi için; tüketimin piyasa koşullarında sunulması ve aynı zamanda üretici güçlerin tüketicinin arzularına bağlı olarak ürünleri talep edilebilir şekilde sunması ve tüketicide bu talebin gerçekleşmesini sağlayan isteğin ortaya çıkması gerekmektedir.

Tüketicinin tüketirken kendi kimliğine yabancılaşmaması, ürünleri kendi iradesiyle ihtiyaçları doğrultusunda alarak tüketilenin kendi boş zamanı ya da sosyal statüsünü arttırmak amaçlı sosyal sermayesi yerine maddi nesneler olduğuna dikkat etmesi gerekmektedir.

Spor Endüstrisi

Ekonominin her zaman bahsettiğimiz üzere kıt kaynaklarla sınırsız insan ihtiyaçlarını karşılamayı hedefleyen bir bilim olduğunu söylemiştik. Peki ya bu her zaman ve koşul için böyle midir?

Örneğin; bir spor kulübünü düşünelim, spor kulüpleri altlarında diğer spor branşlarını barındıran, şirket veya dernek olarak yapılanan organizasyonlardır. Kabaca bir bakıldığında spor kulüplerinin kıt kaynak ve sınırsız ihtiyaç gibi kavramlarla pek bağdaşmadığını düşünebiliriz, lakin detaylı incelediğimizde spor endüstrisinin ciddi boyutlara ulaşmış olduğunu ve hayatın neredeyse her alanında olduğunu kısa sürede kavrayabiliriz. Bu yazıda sizlere sporun ekonomiyle olan detaylı ilişkisini inceledik ve istatistiksel olarak sizler için derledik.

Sporun ekonomik faaliyetlerinin alt alanlarını incelediğimiz zaman karşımıza çıkan unsurlar aşağıdaki şekilde sıralanabilir.

  • Spor Organizasyonları
  • Spor İşletmeleri
  • Spor Teşkilatları
  • Spor Medyası
  • Spor Ürünleri
  • Spor Pazarlaması

Bu unsurları ve faaliyet alanlarını incelemeden önce bu endüstrinin kaynağının nereden geldiğini anlamamız gerekir. Sonuçta bir piyasanın büyüyebilmesi için talebin olması gerekir. Piyasanın yapısını kavrayabilmek için de o piyasada talebin nasıl gerçekleştiğini kavramak büyük önem arz etmektedir. Futbol özelinde bakarsak;

Futbol, profesyonel manada ilk olarak 19.yy’ın ikinci yarısında Britanya topraklarında oynanmaya başlandı. İlk zamanlarda İngiliz gençlerinin boş vakitlerinde eğlenmek amacıyla yaptıkları bir aktiviteyken, bir İngiliz kulübünün oyuncularına maaş ödemesi üzerine federasyon tarafından turnuvalardan ihraç edilmesiyle profesyonelleşmenin ilk kıvılcımı çakmıştır.

İlerleyen süreçte ihraç edilen kulüplerin bir araya gelerek federasyon üzerinde baskı yaratmasıyla maaşlı, profesyonel futbolculuk yasal hale gelmiş oluyor. Bu koşullarla kulüplerin, sayıları sınırlı olan iyi oyuncuları(kıt kaynak) kadrolarına katmak için rekabete girişmeleriyle maliyetleri artmış ve bu maliyetleri karşılamak amacıyla düzenli bir lig kurulmasının kararlaştırılmasıyla profesyonel futbolun ilk örneği Britanya topraklarında ortaya çıkıyor.

Futbol özelinde örneklediğimiz spor organizasyonları bir asır gibi kısa bir sürede nasıl 130 ülke ekonomisinden daha büyük bir faaliyet haline geldi?

20. yy’ın ikinci yarısı itibarıyla dünya savaşları sonrası avrupada yaşanan ekonomik dar boğaz içinde futbol ucuz bir eğlence aktivitesi olarak avrupa toplumunda hızla yayıldı. Britanya özelinde baktığımızda özellikle sanayi ve işçi nüfusun yoğun olduğu şehirlerin çok sayıda futbol takımı ve taraftarlarının olduğunu görebiliriz. Yağmur ve pas içinde çalışmaktan bıkan liman işçilerinin kurduğu Liverpool, Londralı demir işçileri tarafından kurulan West-Ham United ve daha niceleri bu sosyal şartlarda kurulmuş takımlardı ve işçi kesiminden büyük destek alıyorlardı.

Futbol asla sadece futbol değildir..

-Simon KUPER

Spor endüstri haline büründüğü bu çağda organizasyonların uluslararası arenaya yayılması da kaçınılmaz hale gelmiş ve ilk büyük çaplı organizasyonlar olimpiyatlar ve futbol özelinde ortaya çıkmaya başlamıştır.

Geçmişten günümüze olimpiyat oyunları ve maliyetlerine baktığımızda her turnuvada periyodik artışlar olduğu gözler önüne serilmektedir. 90’lı yıllardan itibaren maliyeti milyarları bulan olimpiyatlar ekonomi çevrelerinde çeşitli tartışmalara da konu olmuştur. Birçok otoriteye göre 2004 Yunanistan olimpiyatlarının beklenenin çok üstünde rakamlara mal olmasını Yunanistan krizinin kıvılcımı olarak görülmektedir.

Futbol organizasyonları popülarite olarak olimpiyatlardan sonra gelse de Avrupa futbol piyasasına baktığımızda karşımıza çıkan rakamların baş döndürücü boyutlarda olduğunu görmekteyiz.

Deloitte dergisinin hazırladığı spor kulüplerinin para ligi tablosuna baktığımızda bu endüstrinin muazzam boyutlara ulaştığını bir kez daha görebilmekteyiz. Listenin ilk 4 takımı aynı zamanda 2016 yılının en değerli kulüpleri olarak da üst sıraları almaktalar.

Türk kulüplerinin durumuna baktığımızdaysa Fenerbahçe ve Galatasaray toplamda 312 milyon Euro gelirle 25 ve 26. sıraları alarak para liginde kendilerine yer bulmuşlardır. 2016 yılına ait olan bu listede yer almalarına rağmen ülke ekonomisinin içinde bulunduğu durum nedeniyle günümüzde para liginin ilk 30’unda bile kendilerine yer bulamamaktadırlar.

Peki bu muazzam gelirlerin kaynağı nedir?

Önceden bahsettiğimiz üzere spor endüstrisinin kendi içinde unsurları vardı. Bu unsurlardan spor kulüpleri bütün bu değer yaratma sürecini organize eden ana birimdir. Spor ürünlerini üreten, pazarlayan, medya ve yayın haklarının belirlenmesinde söz sahibi olan unsur kulüplerdir. Federasyon içinde yer alan kulüpler aylık toplantılarda bu gibi konuları değerlendirip alınan kararları uygularlar.

Spor endüstrisi içinde diğerlerinden daha ayrı bir kefeye ayrılması gereken önemli bir unsur da yayın haklarıdır. Günümüzde endüstrinin bu denli büyümesinde yayın hakkının pazarlanması ve bundan sağlanan kazanç irdelemeye değer bir konudur.

Dünya üzerinde tüm spor branşlarına baktığımızda Amerika merkezli NFL yıllık yayın geliri havuzu olarak ilk sırayı almakta ve onu Premier Lig ve NBA takip etmektedir.

Bu denli miktarların döndüğü spor endüstrisinde hisse sahibi birçok isim muazzam miktarda kazanç sağlamaktadır. Bu isimlerden en bilineni NBA yıldızı Lebron James, Liverpool kulübünden aldığı hisseyle 2018 yılında 20 milyon pound kazanmasıyla gündeme gelmiştir.

Spor Endüstrisinin Ekonomik Faydası

Spor endüstrisinin görünmeyen çok sayıda aktörü vardır. Bu endüstri, ürünleri tasarlayan ve hazırlayan işletmelerden basın mensuplarına ve tesis çalışanlarına kadar çok sayıda kişi için istihdam sağlayarak ekonomiye pozitif katkı sağlamaktadır. İnsanlara sağladığı sosyalleşmenin yanı sıra ekonomide yarattığı bu pozitif etki onu hizmet sektörünün yanında bir endüstri olarak kabul edilmesinin de temel sebebidir.

Spor endüstrisi bireylere ve tüzel kişilere sağladığı faydanın yanı sıra devletler için de kaynak yaratmaktadır. Devletler sahip oldukları gelir vergisi kanunlarına göre futbolculardan da belli oranlarda vergi almaktadır. Avrupanın 7 büyük liginde futbolculardan vergilere baktığımızda aşağıdaki verilerle karşılaşmaktayız.

  • Rusya Premier Lig-%13
  • Türkiye Süper Ligi-%20
  • Fransa Ligi-%45
  • İngiltere Premier Ligi %45
  • İtalya Serie A-%46.29
  • Almanya Bundesliga-%47.475
  • İspanya La Liga-%52-56

Endüstriyel Spora Eleştiriler

Yazının büyük çoğunluğunda spor endüstrisinin tarih içindeki gelişimi ve ulaştığı devasa büyüklüğü anlattık lakin önemli bir konuya değinmedik. Acaba endüstrileşmiş spor, sporun ruhuna zarar vermesinin yanı sıra insanları organizasyonlardan soğutacak bir noktaya doğru mu ilerliyor?

Son yıllarda dünya çapında spor ürünleri ve organizasyon biletletlerinin fiyatlarında yaşanan artışlar izleyiciler arasında yoğun tartışmalara sebep olmuş durumda. Melankolik tartışmalara dikkat çeken Green Street Hooligans gibi yapımların yanı sıra stadyumlarda da konuya dikkat çekmek amacıyla çok sayıda tezahürat yapıldığı ve pankartlar asıldığı görülmekte.

Liverpool taraftarlarının yıllar içinde artan bilet fiyatlarına tepki çekmek için hazırladıkları pankart.

Kimi otoritelerce sporundaki bu aşırı endüstrileşmenin kısa vadede kulüplerin karlarını arttıracağı belirtilse de ilerleyen zamanlarda insanları organizasyonlardan soğutmamak adına belirli politikalarla bu durumun önüne geçilmesi gerektiği savunulmaktadır.

Yazıda da bahsettiğimiz üzere spor asla sadece spor değildir. Milletler için bir eğlence olmasının yanı sıra ekonominin içindeki gizli bir aktör olarak yer almaya devam etmektedir. Doğru politikalar uygulandığı takdirde ilerleyen yıllarda da bu işlevini sürdürmeye devam edecektir.


KAYNAKÇA

Ekonomi ve Psikoloji’nin Sentezi: Davranışsal İktisat

Bazıları 30 liralık tişört giyip dolaşırken neden bazıları 200 liralık tişört giyer? Bazı ülkeler zenginken diğerleri neden o kadar zengin değildir? Zengin ülkelerdeki insanlar daha mı mutludur? Risksiz 100₺ lira kazanmak mı yoksa %20 ihtimalle 400₺ kazanmak mı? 1000₺ net zarar etmek mi yoksa %70 ihtimalle 3000₺ kayebetmek mi?

Ekonomi literatüründe son 30 yılda bu tarz sorular sıklıkla tartışılmaya başlandı. Ekonomi bilimi ilerledikçe daha derin daha multidisipliner hâl almaya başladı. Bu alt disiplinlerden biriside davranışsal iktisattır.

Okumaya devam et “Ekonomi ve Psikoloji’nin Sentezi: Davranışsal İktisat”

Osmanlı İmparatorluğunun Kredi ve Para Kuruluşları: Galata Bankerleri

Galata Bankerleri 16. Yüzyıldan itibaren Osmanlı Ekonomisi üzerinde ağırlığını hissettirmeye başlayan; çoğunluğu azınlık(Rum, Ermeni ve Yahudi) ve yabancı ülke vatandaşlarından oluşan, Galata ve çevre ilçelerde bulunan sarraf, kuyumcu ve tüccarların oluşturduğu bir oluşumdur.

Okumaya devam et “Osmanlı İmparatorluğunun Kredi ve Para Kuruluşları: Galata Bankerleri”

ÇİN-RUSYA İLİŞKİLERİ

Çin ve Rusya 1960’ların başında yaşanan Çin-Sovyet Ayrılığı’ndan (Sino-Soviet Split) sonra özellikle de son yıllarda yakın ilişkiler kurmaya başlamıştır. Ağırlıklı olarak siyasi ve ekonomik boyutlarda yaşanan bu yakınlaşma diğer birçok alanda da gerçekleşmektedir; enerji, silah üretimi, ulusal para biriminde ticaret ile altyapı hizmetlerini destekleyen stratejik taşımacılık projeleri bunlara örnektir.

Çin-Rusya yakınlaşmasını Batı politikaları ve faaliyetleri beslemiştir denilebilir. Örneğin Rusya açısından, Ukrayna sorunuyla daha da ağırlaştırılan yaptırımlar, görüş ayrılıkları ve bunların neticesi olarak ortaya çıkan belirsiz ekonomik öngörülemezdik yakınlaşmanın başlıca sebeplerindendir.

Okumaya devam et “ÇİN-RUSYA İLİŞKİLERİ”

Osmanlı İmparatorluğu’nda Para Operasyonları: Tağşişler

Tağşiş; Bir madeni paranın içindeki değerli maden oranının bir kısmının alınıp yerine daha az değerli maden eklenmesiyle gerçekleşen bir para operasyonudur. Bu işlemle devlet bir nevi iç borçlanma gerçekleştiriyordu.

Okumaya devam et “Osmanlı İmparatorluğu’nda Para Operasyonları: Tağşişler”