SESİMİ DUYAN VAR MI?

1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45 . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .  . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

…Sesimi duyan var mı?

17 Ağustos 1999 Gölcük depreminde sarsıntıyla geçen her bir saniye, bir yıl gibi gelmişti depremzedelere. Sanki o 45 saniye, enkazdan sağ kurtulanlardan koca bir 45 yıl çalmıştı…

26 Eylül 2019 tarihinde İstanbul’da meydana gelen 5,8 büyüklüğündeki deprem, ülke olarak gündemimizi tek bir noktaya odakladı. O nokta da hazırlanamadığımız ve uzmanlara göre tarihi yaklaşan Büyük İstanbul Depremi…

Okumaya devam et “SESİMİ DUYAN VAR MI?”

TÜKETİMDEKİ GİZLİ ÖZNE

Bu çalışmada ihtiyaç kavramı bağlamında tüketim olgusu ele alınarak tüketim toplumu analiz edilecektir.

İhtiyaç neye denir ve satın aldığımız her ürün ya da hizmet ihtiyacımızı karşılamak amacına mı hizmet etmektedir?

İhtiyaç kavramını tanımlarsak;

“İnsanların yaşayabilmeleri için doğal ve toplumsal gerekliliklerin tümüdür.”

“Maddi ve manevi benliğimizde duyduğumuz ve gidermeye çalıştığımız yokluk hissidir.

“Tatmin edildikleri sürece haz, tatmin edilmedikleri zaman ızdırap veren her şeydir.” (Pekcan, 2003, 525-526)

Pekcan, Ali (2003), “İhtiyaç Kavramı ve İbn’i Haldun’un Umran Teorisi’ne Etkileri”, İslami Araştırmalar
Dergisi, Cilt:16, Sayı:4, (525-526).

Satın aldığımız ürünler çoğu zaman ihtiyacımızı karşılamak gayesinin ötesinde yeni anlamlar taşır. Bu cümleyi detaylandırmak için bir örnek üzerinden konuyu açabilmemiz mümkün.

Örneğin; karnımın acıkmasına bağlı olarak yiyecek satın almam ihtiyacımı karşılamaya yöneliktir fakat belli nedenlere bağlı olarak seçtiğim yiyecek ile ihtiyacım satın alma arzum ile birlikte isteğe dönüşür ve artık ekonomik bir anlam taşır. Fizyolojik gereksinimlerimden fazla tükettiğim her yiyecekle aslında kendi irademden ziyade başkalarının denetimi altına girmem söz konusu olabilmekte. Yani ihtiyacım, artık bir alışkanlık ve tüketim çılgınlığı boyutlarına ulaşarak benim eylemlerime şekil vermiş ve böylece beni yönetmeye başlamıştır.

Tüketim nedir ve tüketim toplumu nasıl tanımlanabilir?

Tüketim, belirli bir ihtiyacın tatmin edilmesi için bir ürünü ya da hizmeti edinme, sahiplenme, kullanma ya da yok etme olarak da tanımlanabilir. Bu eylemi yapan birey de tüketici olarak isimlendirilebilir.”(Odabaşı, 1999:4)

Odabaşı, Yavuz (1999), Tüketim Kültürü: Yetinen Toplumun Tüketen Topluma Dönüşümü, Sistem
Yayıncılık, Birinci Basım, İstanbul.

“Tüketim, etkin ve sosyal bir davranış olmanın yanı sıra; bir zorlama, bir ahlak, bir kurum ve bir sosyal değerler sistemidir. “ (Baudrillard, 1997:74)

Baudrillard, Jean (1997), Tüketim Toplumu, Çev: H. Deliçaylı, F. Keskin, Ayrıntı Yayınları, İstanbul.

Tüketim toplumunun oluşabilmesi için; tüketimin piyasa koşullarında sunulması ve aynı zamanda üretici güçlerin tüketicinin arzularına bağlı olarak ürünleri talep edilebilir şekilde sunması ve tüketicide bu talebin gerçekleşmesini sağlayan isteğin ortaya çıkması gerekmektedir.

Tüketicinin tüketirken kendi kimliğine yabancılaşmaması, ürünleri kendi iradesiyle ihtiyaçları doğrultusunda alarak tüketilenin kendi boş zamanı ya da sosyal statüsünü arttırmak amaçlı sosyal sermayesi yerine maddi nesneler olduğuna dikkat etmesi gerekmektedir.

TÖNNİES’TEN BİR SESLENİŞ: YAŞAMDAKİ DÖNÜŞÜM

“Tönnies’in hayatı ve düşüncelerini etkileyen temel faktörler şöyle sıralanabilir:

-Köy hayatını anlamasına yardımcı olan çiftçi kökeni,

-Yeni bir evrensel din fikrine ilgisine ve ahlaka vurgusuna ilham kaynağı oluşturan annesinin Lutherci kökeni

-Weber, Durkheim gibi çağdaşları ve özellikle Alman Sosyoloji Derneği’ni birlikte kurdukları Georg Simmel ve Werner Sombart

-Siyasal sempatileri. Tönnies, aslında muhafazakâr bir tabiata sahip olsa da, sosyalist ve milliyetçi hareketlerle aktif olarak ilgilendi.”[1]

Okumaya devam et “TÖNNİES’TEN BİR SESLENİŞ: YAŞAMDAKİ DÖNÜŞÜM”

Endüstrileşme Üzerine Tartışmalar

Tarihteki Devrimler Neden Devrim Oldular?

   İnsanın ekonomik tarihi, toplumların ekonomik performansını temelden değiştiren ve uzun dönemli ekonomik büyümeyi mümkün kılan iki köklü değişim çerçevesinde yazılabilir. Bu iki değişimden ilki M.Ö. 8000 yılda ortaya çıkan ve avcılık-toplayıcılık ile yaşamını sürdüren insanların çiftçi ve çobana dönüştüren “tarım devrimi”, ikincisi ise 18, yüzyılda başlayarak tarımla uğraşan nüfusu hizmet ve mamul mal üreticisi haline getiren “sanayi devrimi”dir. Bu iki değişimi devrime dönüştüren ortak özellik ise bu devrimlerle birlikte nüfus ve refahın doğru orantılı olarak artışıdır.

Okumaya devam et “Endüstrileşme Üzerine Tartışmalar”

Protestan Ahlâkı ve Kapitalizmin Ruhu

Protestan Ahlâkı

Bugün Protestanların sermaye sahipleri arasındaki oranı, onların büyük modern sınai ve ticari işletmelerin üst düzey çalışanları ve yöneticileri arasındaki yüzdeleri, toplam nüfusa göre hayli yüksektir ve bu da kısmen tarihsel temellere dayandırılabilir. Bu tarihsel temeller uzak geçmişte yatmaktadır.

Mezhep mensubiyeti bu noktada ekonomik olguların nedeni olarak değil, bu olguların bir ölçüde sonucu olarak ortaya çıkar. Sözü edilen ekonomik işlevlere katılım, sermaye sahipliğini, pahalı eğitimi ve çoğunlukla da her ikisini gerektirir. Bugün bu katılım miras kalan zenginliğe ya da varlıklı olmaya bağlıdır. Almanya’nın zengin şehirlerinin çoğu 16. yy’ da Protestanlığa dönmüştü.

Bu durum karşısında şu soru ortaya çıkar:

Ekonomik olarak en gelişmiş bölgelerin, kilise devrimine büyük bir yatkınlık taşımalarının sebebi neydi?

Max Weber
Okumaya devam et “Protestan Ahlâkı ve Kapitalizmin Ruhu”

John Calvin ve Kalvinizm

Martin Luther’in fikirlerini benimsediği için Paristen ayrılmak zorunda kalan reformcu din adamı Jean Calvin’in (1509-1563) din anlayışı ile inanç çizgisi çerçevesinde ortaya çıkan ve Protestanlığın ikinci ekolü olan Kalvinizm, Hristiyanlığın başlangıçtaki haline, özüne dönmesi gerektiğini savunur.

Okumaya devam et “John Calvin ve Kalvinizm”

Eylemsizlik Eylemi: Susamsız Simit

Eylem kelimesinin etimolojik kökeni incelendiğinde Arapça’da “dikte etme, yazı yazdırma” anlamına gelen  imlā sözcüğünden türediğini görmekteyiz. Eylemin, Türk Dil Kurumu’ndaki anlamına baktığımızda ise “bir durumu değiştirme veya daha ileriye götürme yönünde etkide bulunma çabası” şeklinde bir anlam ile karşılaşıyoruz.

Okumaya devam et “Eylemsizlik Eylemi: Susamsız Simit”