Adorno’nun Kültür Endüstrisi Kavramının Sosyolojik Perspektiften Analizi

GÜÇLÜNÜN KÜLTÜRE DAYATIMI: “TİPİK insanlar

Bu çalışmada Theodor Adorno’nun Kültür Endüstrisi – Kültür Yönetimi adlı kitabından Kültür Endüstrisi: Kitlelerin Aldatılışı Olarak Aydınlanma metni değerlendirilecektir. Metinden yola çıkılarak kültür endüstrisi kavramı tanımlanacak ve bu makalede tartışılanlar masaya yatırılarak yazarın temel problemleri, bu sorunları temellendirirken geliştirdiği dayanaklar ve zihnimizde metnin bıraktığı izlenimler makale bağlamında ele alınacaktır. Böylelikle kültür endüstrisi kavramsallaştırması vasıtasıyla kültürel bir inceleme yapılması hedeflenmektir.

Makale ele alınmadan önce yazarın geldiği ekol ve düşünce altyapısına değinmenin faydalı olacağını düşünüyorum. Adorno, Frankfurt Okulu’nun kurucu ve öncü isimlerindendir. Bu okula mensup bireylerin temel gayeleri -Adorno’da da görüldüğü gibi- Yahudi aydınlanması sürecinde varlıklarını entelektüel birikimleriyle sağlamak ve kendi alanlarından dışarı çıkmaktır. Marksist, sosyalist bir çerçeve olarak okulun özgül yaklaşımı kültür endüstrisi kavramsallaştırmasında da karşımıza çıkar.

Kavramsallaştırmanın temeline bakacak olursak; endüstri süreci, bireylerin ihtiyaçları doğrultusunda hammaddeyi işlemeyi ve kullanabilir hale getirmeyi kapsarken kültür kavramı tarihsel ve toplumsal gelişme süreci içinde yaratılan her türlü değerlerle bunları kullanmada, sonraki kuşaklara iletmede kullanılan, insanın doğal ve toplumsal çevresine egemenliğinin ölçüsünü gösteren araçların tümünü içerir. Bu hususu da belirttikten sonra kültür endüstrisi kavramsallaştırmasını tanımlayabiliriz. Kültür endüstrisi kültürün üretiminde endüstrinin hali hazırdaki olanaklarının kullanılması ve mevcut kültür üretiminin bir endüstri eylemi olarak algılanmasıdır.

Kültürün kendisinin bir endüstri ve kültür ürünlerinin de metalar haline geldiği iddiası kültür endüstrisi kavramının ortaya çıkışına kaynaklık eder. Bu kavramlaştırma, bir anlamda sistemin (kapitalizmin ve endüstri toplumunun) kendini her düzeyde, altyapıda ya da üst yapıda nasıl yeniden ürettiğini ve meşrulaştırdığını açıklayan bir yolu takip eder. Kültür endüstrisinde anlatılan temel mesele kültürel ürünlerin standartlaştırılarak ve farklılıkların marjinalleştirilerek bu ürünlerin tanıtılma ve dağıtım tekniklerinin rasyonelleştirilmesidir.

Endüstri süreci ile ortaya çıkan metalaşmış kültür ve içinde bulunduğumuz sistem, bizim özgür olduğumuzu düşünmemizi ister; ancak gerçekte birey özgürleşirse sistemin çarklarının bozulacağının, kurulmak istenen düzenin dengesinin sapacağının sistemi meydana getirenler farkındadır. İnsana tercih, seçim hakkı olarak sunulan ‘özgürlükler’ aslında sistemin işleyişine zarar gelmesini önlemek amacından başka bir şeyi ifade etmez.

Temas edilen konulardan biri bireyin bu ‘modern’ sistem içerisindeki konumu. Daha da açmak gerekirse, insanın kendini ne kadar özgür bir özne olarak açıklasa da aslında sistem içerisindeki pozisyonunun kar amacıyla işlevleri açısından tanımlanan bir nesne olduğudur.

Kapitalizm yalnızca ürün ortaya koymaz aynı zamanda emeğiyle ürünün meydana gelişinde aktif rol oynayan kesimi de kendisine hizmet eder hale getirir. Bu sistem insanın tek tipte, tek boyutlu olarak düşünmesini hatta olaylar karşısında sorgulama yapmaksızın durumu kabullenmesini kişiye dayatır; böylece fikirleriyle yeşeremeyen insan, etrafına ve kendisine olan farkındalığını arttıramaz. Bu durumu insanın kendi yarattıklarının etkisinde kalarak sistemin belirlemiş olduğu çözümün kuşaklar tarafından sorgulanmaması ve bireyin aktarıma dahil olma süreci olarak düşünebiliriz. Bu sistem ile kültür, özne olarak toplum ve bireyin ortaya çıkardığı bir şey olmak yerine bir endüstri elemanı olarak kar güdüsü ile üretilir.

Toplumsallaşma sürecinde okullar vb. gibi kurum ve yapılar aracılığıyla birey sisteme entegre edilir. Bu sistemin ideolojisi toplumdaki egemen güçlerin zihniyetine bağlı olarak gelişir. Topluma dahil etme yapılarıyla birey kendini içerisinde huzurlu hissedeceği bir yuva ihtiyacını gidermekle kalmaz aynı zamanda benimsetilmek istenilen ideolojinin bir parçası olur; üstelik bu süreç DİAlar[1] aracılığıyla kişinin rızasıyla gerçekleşir. Şartlar değiştiğinde kişinin rızasının yerini baskı/zor alabilir; buna örnek olarak otoritenin ideolojisine aykırı olarak meydana gelmiş ürünlerin ortadan kaldırılmaya çalışılmasını verebiliriz. (Baskı söz konusu ise kişinin özgürlüklerinin sonlanacak düzeyde kısıtlanabileceği unutulmamalıdır.)


[1] DİA: Devletin ideolojik aygıtları

Kültür endüstrisine birkaç örnek verebiliriz:

  1. Frankfurt Okulundan gelen Adorno’nun Hitler’in siyasal propaganda aracı olarak benimsediği radyoya karşı tutumunun pek iyimser olmaması. (Bu örnekte radyo, iktidarın düşüncelerini yansıtması açısından Adorno tarafından eleştirilir.)
  2.  ABD’nin Hollywood filmlerini kullanarak sinema aracılığıyla Japonya’ya atom bombası atmasını haklı bir gerekçeye dayandırmak için çaba sarf etmesini söyleyebiliriz. (Sanat için sanat anlayışı yerine sanatın kar kazanmak için yapıldığının göstergesi olarak makale bağlamında eleştirilebilir.)

Bu açıklamalar akabinde bir eleştiri yapmak gerekirse;

  1. Makalede ele alınan özgürleştirme meselesini irdelediğimizde karşımıza çıkan nokta bizim önümüze gelenin sınırlandırıldığı mevzusudur; fakat buradaki hususa bir anti-argüman olarak sunulana değil, ulaşabilirliğe odaklanmak gerektiğini söyleyebilirim. Sonuçta böyle bir modern dönemde bilgiye en hızlı ve en kolay şekilde sistemin ürettiği yapılar sayesinde ulaşabiliyoruz. –İnternette arama motoruna bir kelime girdiğimizde binlerce sonucun ortaya çıkması durumu-
  2. Metni okurken metnin bize düşündürdüğü temel paradoks ise ‘kültür mü bizi şekillendiriyor yoksa biz mi kültürü?’ sorusu. Kültürü normal şartlarda üreten insan ancak kapitalizmin yarattığı kültür endüstrisi kavramıyla sistemin kendisi bize yön veriyor.
  3. Metinde popüler kültürün değerlendirilmesine rastlıyoruz ve bana kalırsa kişinin beyninde yeni ufuklar, pencereler açması açısından okunabilir bir metin karşımızda.
  4. Kültür endüstrisi kavramlaştırması, sonuç olarak, hem derin yapısı hem de gündelik yaşamdaki mekanizmaları itibarıyla yabancılaşmanın nasıl meydana geldiğini, üretim ve tüketim süreçlerinin bütünlüğünde anlama ve değerlendirme olanağı sunmaktadır. Bu bağlam içerisinde metnin isminin kültür endüstrisi olmasını Adorno’nun kültür ürünlerini tamamen özne olarak toplumun üretmediği bir şey olarak görmesi ve bu ürünleri araçsallığın yarattığını düşünmesi açısından yorumluyorum.

KAYNAKÇA:

Theodor W. Adorno, “Kültür Endüstrisi: Kitlelerin Aldatılışı Olarak Aydınlanma”, Kültür Endüstrisi-Kültür Yönetimi, çev. Nihat Ülner, İstanbul: İletişim Yayınları, 2007, s. 47-107.

GÖZÜMÜZ GİBİ

o gözler ki vahşidir
yangın kızıllıklarıyla korkunç
kanlı bir sevdayı çoğullaştırır
karanlık kirpikleri
göz değildirler
bir namludan fırlamış
mermi çekirdekleri
o gözler ki
çakmaktaki alev
zehirli hançerlerdeki uç
yakut bir avize gibi yalnızlığımızda dururlar
nereye gitsek gelir bizi bulurlar
gelir bizi bulurlar
bulurlar

Attila İlhan

Okumaya devam et “GÖZÜMÜZ GİBİ”