New York Gökdelenlerinde İnsan Yağmuru: 1929 Buhranı

Ferrari marka arabanızla yolda 80 km/h ile yolculuk ettiğinizi düşünün. İstediğiniz an gaza basıp 280-300 km/h kadar çıkabilirsiniz. Buradaki gaz sizin paranızdır, paranız çoksa düşünmeden basar gidersiniz.

Ekonomide de insanlar zaman zaman kar hırsıyla davranıp, spekülatif davranışlarla yatırım ve tüketim yaparlar. Bilgisizce ve öngörüsüz yapılan bu davranışlarla, ülke ekonomisi ve tüketiciler serseri kurşun gibi bir o yana bir bu yana doğru savrulurlar.

Tarihte bu tarz davranışlardan kaynaklanan yüzlerce, binlerce kriz mevcuttur. Fakat 20. yüzyılın ilk yarılarında Amerika’da öyle bir kriz yaşanmıştır ki; New York gökdelenlerinden insan yağmıştır (yani intihar etmiş).  Bu Krizin adı: 1929 Dünya Büyük Buhranıdır.

Tüm dünyayı etkileyen bir dünya savaşının ardından tüm Avrupa Ekonomilerinde bir durgunluk yaşanmıştır. Amerika Birleşik Devletleri ise savaştan hiç olmadığı kadar güçlü çıkmıştır. 19. yüzyılda Avrupa Kapitalizmi’nin gelişimine hizmet etmiş olan ABD, şimdi Avrupa için olumsuz etkiler yaratmaktaydı.  Çünkü savaşı finanse etmek için karşılıksız para basan Avrupa; bu uygulamayla enflasyona sebep olmuş, yatırımcılar altın karşılığı para basan ABD’ye paralarını göndermişlerdir.

ABD’nin bu gelişimi New York’un dünya finans merkezi unvanını Londra’nın elinden almasına neden oldu. Bu dönemde dünyadaki altın servetinin aşağı yukarı yüzde 40’ı ABD’de toplanmıştır.

1920’li yıllar Amerikan Ekonomisi için ufak bir kaç kriz dışında gayet güzeldi. Savaş sonrası biriken servet müthiş bir ekonomik sıçramaya yol açtı. Dünya borsalarında Amerikan Şirketlerin değeri günden güne artış kaydetmekteydi.

Amerika’da değerler şişmeye, balonlar oluşmaya başladı. Borsada değerler astronomik hızlarla yükseldi. Herkes varını yoğunu bu alanlara yatırmaya başladı. Hükümetler altın girişini özendirmek için altın standardını sürdürdüler ve deflasyonist politikalar izlediler.

1929 yazının sonlarında, Avrupa zaten durgunluğun gerginliğini hissediyordu. Yurt dışındaki Amerikan yatırımları ve hatta Amerikan ekonomisi büyümeyi bıraktı. ABD, gayri safi milli hasıla 1929 birinci çeyreğinde zirveye ulaştı, ardından kademeli olarak azaldı; ABD’de otomobil üretimi Mart ayında 622.000 araçtan Eylül ayında 416.000’e düştü. Avrupa’da, İngiltere, Almanya ve İtalya zaten bir depresyonun çırpınıyordu. Ancak, tüm zamanların en yüksek seviyesindeki hisse senedi fiyatları ile Amerikalı yatırımcılar ve kamu görevlileri bu rahatsız edici işaretlere dikkat etmediler.

24 Ekim 1929 Amerikan mali tarihinde, Kara Perşembe olarak geçen seansta; borsada satış dalgasına, hisse senedi fiyatlarının düşmesine ve milyonlarca dolarlık hayali kâğıt değerlerin elimine edilmesine neden oldu. (29 Ekim satış dalgası Kara Salı).  3 Eylül’de (1926 = 100) 381’e yükselen hisse senedi fiyatları endeksi 13 Kasım’da 198’e düştü ve düşmeye devam etti. Bankalar kredi çağırdı ve daha fazla yatırımcıyı, getirecekleri fiyat için piyasaya stoklarını atmaya zorladı. Avrupa’da yatırım yapmış olan Amerikalılar, yeni yatırımlar yapmaktan vazgeçti ve fonları geri göndermek için mevcut varlıkları sattı. 1930 boyunca, sermayenin Avrupa’dan çekilmesi devam etti ve tüm finansal sisteme dayanılmaz bir baskı uyguladı. Finansal piyasalar istikrar kazandı, ancak emtia fiyatları düşük ve düşerek Arjantin ve Avustralya gibi üreticilere baskı yaptı.

Borsa çöküşü, ABD’de ve Avrupa’da daha önce başlamış olan depresyonun nedeni değildi, ancak depresyonun devam ettiğini gösteren açık bir sinyaldi. ABD’de aylık otomobil üretimi Aralık ayında 92.500’e geriledi ve Almanya’da işsizlik 2 milyona yükseldi. 1931’in ilk çeyreğine göre, toplam dış ticaret, 1929 yılının karşılaştırılabilir döneminde değerinin üçte ikisinden az düşmüştü.

Büyük Buhranın birçok nedeni var. Bunların en önemlileri şöyle sıralanabilir:

(1) ABD’de üretimin sayılı holdingin elinde toplanmış olması ciddi sorunlar yaratmıştır. Bunlardan birkaç tanesinin bunalıma girmesi genel bir krize yol açabilecek ortamı yaratacak durumdaydı.

(2) Bankalarla ilgili bugünkü gibi kapsamlı kurallar, denetim mekanizmaları ve mevduat sigortası sistemi mevcut değildi.

(3) Ekonomi politikası bugün klasik ekonomi politikası olarak adlandırılan ve ekonomiye devlet müdahalesi yapılmaması esasına dayanan yöntemle yürütülüyor, ekonomideki bozulmaya karşın altın standardına ve para basmamaya dayalı politika sürdürülüyordu

Depresyonun kesin nedeni (veya nedenleri) ne olursa olsun, şiddetinin ve uzunluğunun nedenleri hakkında daha genel bir anlaşma vardır. İngiltere ve ABD’nin göreceli durumları ve politikaları ile ilgilidir. Savaştan önce Büyük Britanya, dünyanın önde gelen ticari, finansal ve (on dokuzuncu yüzyılın sonlarına kadar) sanayi ülkesi, dünya ekonomisini dengelemede kilit bir rol oynamıştı. Serbest ticaret politikası, dünyanın her yerindeki malların her zaman orada bir pazar bulabileceği anlamına geliyordu. Büyük dış yatırımları, ülkelerinin ödemelerini dengelemek için kaynakları elde etmeleri için ticaret dengesinde büyük açıklar olmasını sağlamıştır.

Altın standardına uyumu, Londra’nın bir para piyasası olarak öncülüğüyle birlikte, geçici ödemeler dengesi sorunları olan ülkelerin döviz faturalarını veya diğer ticari belgeleri indirerek rahatlama sağladıkları anlamına geliyordu. Savaştan sonra, Britanya artık böyle bir liderliği kullanamadı. 1931 yılına kadar tam olarak açık olmasada Birleşik Devletler, dünyanın baskın ekonomisiydi. Göç politikası, para politikası ve uluslararası işbirliğine yönelik tutumu, ticaretiyle örneklendiği gibi, lider rolünü kabul etmek konusunda isteksizdi. Birleşik Devletler hem 1920’lerde hem de özellikle 1929-1933 arasındaki önemli yıllarda daha açık politikalar izleseydi, bu depresyon kesinlikle daha yumuşak(ılımlı) ve daha kısa olurdu.

1929 Dünya ekonomik krizi, kapitalist sistemin karşılaştığı en büyük krizdir. Milyonlarca insan işini kaybetmiş, ülkelerin milli gelirleri gerilemiş, ekonomiler küçülmüş, karşılıklı ticaret büyük ölçüde sekteye uğramıştır. Pek çok ülke altın ve döviz rezervlerini koruyabilmek için ithalat kısıtlamalarına ve paralarını devalüe etmeye yönelmişlerdir. Bazı ülkeler yabancı parayla işlem yapılmasını yasaklamışlardır. Sonuçta uluslararası ticaret hızla daralmış, istihdam ve yaşam standartları düşmeye başlamıştır.

Dünya ekonomisinin bu büyük bunalımdan çıkışı büyük ölçüde İngiliz iktisatçı John Maynard Keynes’in formüle ettiği devlet müdahaleleri yoluyla olmuştur. Keynes 1936 yılında yayımladığı Genel Teori (İstihdam, Faiz ve Para Genel Teorisi) adlı kitabında, sonradan Keynesyen ekonomi ya da karma ekonomi adıyla anılacak olan devlet müdahalelerinin formülünü ortaya koymuştur. Deflasyonist bir gelişmeden depresyona geçen kapitalist dünya ülkeleri ekonomiye devlet müdahalesi yapmak suretiyle ekonomilerini canlandırmıştır.

Kaynakça

Cameron Rondo, a Concise Economic History of World, 4th Edition, Oxford University Press, Oxford

Eğilmez Mahfi, Küresel Finans Krizi, Remzi Kitabevi, İstanbul

Eğilmez Mahfi, Kapitalizm ve Üç Büyük Krizi, mahfiegilmez.com

Galbraith John Kenneth, Büyük Kriz 1929, Pegasus Yayınları, 2.Basım

Ölmezoğulları Nalan, İktisadi Sistemler, Ekin Yayınları, Bursa

Reklamlar

Karbon Demokrasi

Demokrasi Nedir?


Demokrasi, “dünyadaki tüm üye veya vatandaşların, organizasyon veya devlet politikasını şekillendirmede eşit hakka sahip olduğu bir tür yönetim biçimidir. Yunanca  dimokratia dimos (halk zümresi, ahali) ve kratos (iktidar) sözcüğünden türemiştir. Türkçeye, Fransızca démocratie sözcüğünden geçmiştir. Genellikle devlet yönetim biçimi olarak değerlendirilmesine rağmen, üniversiteler, işçi ve işveren organizasyonları ve bazı diğer sivil kurum ve kuruluşlar da demokrasi ile yönetilebilir.”

Okumaya devam et “Karbon Demokrasi”

Kağıt Para, Cihan Harbi ve Bir Ömer Seyfettin Hikayesi

Bu yazıda öncelikle Osmanlı’nın kağıt paraya geçiş serüvenine bir bakış attıktan sonra Ömer Seyfettin’in Birinci Dünya Savaşı yıllarında geçen bir hikâyesi ile birlikte Osmanlı’da savaşın ve enflasyonun yarattığı sonuçlara değindik. Hikâyedeki karakterimizin akıl hastanesinde bir süre tecrit edilmiş olmasından dolayı toplumdaki değişimlerden uzak kalmış biri olarak dışarıya çıktığında karşılaştığı yeni manzara, bize birkaç yıl içinde ne kadar çok şeyin değiştiğini gösterdi.

Osmanlı’nın ilk kâğıt para tecrübesi Tanzimat Döneminde yaşanırken uygulamada yaşanan sorunlar nedeniyle kâğıt para basımına son verildi. Daha sonrasında Osmanlı Bankası tarafından basılan kâğıt para da piyasadan çekildi. Birinci Dünya Savaşı sırasındaysa üçüncü defa kâğıt para çıkarıldı. Dolayısıyla Osmanlı’nın kâğıt para kullanım serüveni 3 döneme ayrılabilir.

1840 yılında I. Abdülmecit Döneminde, ilk Osmanlı kâğıt parası tedavüle çıkartılmıştır. Bazen kâime-i muteber-i nakdiyye ya da kısaca kâime bazen ‘evrâk-ı nakdiye’ denen bu esham* aslında bir devlet tahvili* idi.(1) Şevket Pamuk da “kâimeleri hem kâğıt para, hem de devlet tahvili olarak” kabul edilebilir olduğunu söyler. Çünkü (bu kâimeler) aynı zamanda yılda yüzde 8 faiz getiriyorlardı.(2)

Kırım Savaşı sırasında, çok fazla miktarda kâime basılmaya başlanınca, altın lira cinsinden piyasa değerleri de itibari değerlerinin yarısına indi. 200-220 kuruşluk kâime bir altın liraya eşit kabul edilmeye başlandı. 1861 yılında ise, 1.250 milyon kuruşluk kâime piyasaları bastı. 400 kuruşluk kâimenin kuru bir altın liraya kadar geriledi. Böylece, Osmanlı tarihindeki ilk kâğıt para deneyimi, başlangıcından 20 yıl sonra çok hızlı bir enflasyonla sonuçlanmış oluyordu.(3) Sultan Abdülaziz döneminde kaldırılan ilk kâimelerden sonra II. Abdülhamid dönemine kadar madeni para kullanıldı.

*Esham: Borç alınan bir paranın belirli zamanda ödeneceğini gösteren senetler (www.tdk.gov.tr)
*Tahvil: Devletin veya özel bir kuruluşun ödünç para almak için çıkardığı, değişik dönemlerde belirli oranlarda faiz getiren yazılı senet (www.tdk.gov.tr)

1: Tabakoğlu 2017, 450
2: Pamuk, 2014, 229
3:Tabakoğlu, 2017, 452

Osmanlı Bankası’nın beş liralık banknotunun çeşitli tasarım çalışmaları. Kaynak: http://www.obmuze.com

II. Abdülhamid 31 Ağustos 1876’da tahta çıktığında, karşısında 20 Ağustos’ta ilan edilmiş bir kararname bulmuştu. Buna göre Osmanlı Bankası’nın kontrolünde ikinci defa yeni kâimeler piyasaya sürülecekti.(1)

Osmanlı İmparatorluğu’nda, 1856 yılında İngiliz sermayesi ile kurulan Osmanlı Bankası “Bank-ı Osmani”, 1863 yılında Fransız ve İngiliz ortaklığında “Bank-ı Osmanii Şahane” adıyla bir devlet bankası niteliğini kazandı.(2)Bir devlet bankası olarak çalışmasına karşın, Osmanlı Bankası ile devlet arasında önemli anlaşmazlıklar da çıkmıştır. Örneğin Osmanlı, Devleti’nin dış borç ödemelerini durduruğunu ilan etmesinden kısa bir süre sonra, 1877-78 Osmanlı-Rus savaşı patlak vermişti. Osmanlı Bankası, bu savaş süresince merkezi devlete borç vermeyi reddetmiştir. Bu durumda savaş harcamalarını karşılamak amacıyla merkezi devlet, Osmanlı Bankası’na tanıdığı yetkiyi bir kenara iterek, savaş süresince kâğıt para basımına girişmiştir.(3)

Bank-ı Osmaniye ile yapılan anlaşmayla 300 Milyon Kuruş yani 3 Milyon Osmanlı Lirası olarak belirlenmişti. Kaimeler, 5, 10, 20, 50, 100 Kuruş olmak üzere beş parça olarak çıkarıldı. Kaimelerin tedavülünde piyasada bir takım sorunlar çıkmaktaydı. İlk Kaime uygulamalarının yaratmış olduğu olumsuzluklar, hala halkın zihinlerinde canlılığını koruduğundan, çıkarılan Kaime’nin piyasada kabulü halk tarafından biraz tereddütle karşılanmıştı. (4)

Yüksek emisyon nedeniyle, piyasa değeri giderek düşen bu kâimeler üç yıldan fazla bir süre tedavülde kaldıktan sonra piyasadan kaldırıldı.(5)

1: Tabakoğlu, 2017, 452
2: Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası. Kağıt Paranın Tarihçesi. https://www.tcmb.gov.tr/wps/wcm/connect/d189b219-fe71-40bf-9754-6a5f7d0a65eb/KagitParaTarihce.pdf?MOD=AJPERES&CVID=
3: Pamuk, 2014, 235
4: Yanardağ, M. Ö. (2015). 19. Yüzyıl Osmanlı Devleti Para Düzeni: Kağıt Para Kullanımına Geçiş Aşamalarının İktisadi Analizi. Doi: http://dx.doi.org/10.17719/jisr.2015369554
5: Tabakoğlu, 2017, 452

Bu noktada Ömer Seyfettin’in “Makul Bir Dönüş” hikâyesi ile paralel bir anlatım tercih ettiğimizden kağıt paranın dolaşıma 3. kez sokulmasıyla ilgili bilgiyi hikâyenin arasında verdik

Makul Bir Dönüş

Cabi Efendinin birdenbire aklı başına gelmişti. Çıkarılacağı gün, dört senedir bu minimini taş odada hapsolduğuna bir türlü inanamıyor; güllâbilere tekrar tekrar:
– “Doktorun söylediği sahi mi?”, diye soruyordu.
Şuurunda hakikaten dört senelik bir fasıla vardı. Sabahleyin uyanınca, akşamdan kalan pembe bir çarşaf kadar geniş “Sabah” gazetesinde yazılan “Artık Avrupa’da kat’iyyen muharebe ihtimali olmadığına” dair gayet âlimane bendi dikkatle okuduğunu, “dün gibi” hatırlıyordu.


Cabi Efendi ilerledi. Bohçasını aldı. Tam çıkacaktı, doktor elindeki saatle kösteği sallayarak tekrar:
-Ha, bakınız, dedi. Sizi getirdikleri vakit üzerinizdeki paraları filan oğlunuz alıp götürmüştü. Sonra yan cebinizde bunları bulmuştuk. Şimdi tabii hiç paranız yok.
-Tabii!..
-Size bir lira borç verelim. Bunlar bizde rehin kalsın. Yarın evinizden lirayı getirir, saatinizi alırsınız.
Cabi Efendi sıkılıyordu. Biran evvel dışarı çıkmak için bu izzetinefis kırıcı lafı uzatmadı.
-Pekâlâ, dedi.
Fakat dokturun uzattığı kâğıt parçasını görünce:
-“Bu ne?”, diye şaşırdı.
-Lira.
-Nasıl lira?
-Bayağı lira işte…

V. Mehmed (1909-1918) zamanında, Birinci Dünya Savaşı sırasında üçüncü defa kâime çıkarıldı (1915). Bu kâimeler tam anlamıyla temsili para idiler. Çünkü bu kâimelerin (veya banknotların) altın ve Alman hazine bonoları olarak karşılıkları vardı.(1) Dolayısıyla, Birinci Dünya Savaşı öncesinde toplumdan ve gelişmelerden izole edilmiş bir Osmanlı vatandaşı için bu yeni para şaşılacak bir durumdu.

1: Tabakoğlu, 454

Cabi Efendi, “Acaba akıllanıp akıllanmadığımı denemek için mi yapıyor?” diye şüphelendi. Güldü. Lakin doktor da az kurnaz değildi. Onu kandırmaya çalışıyordu. Üç senedir yüz yetmiş beş milyon banknot basıldığını, ortada altın, gümüş, nikel değil hatta eski bakır metelikler bile kalmadığını anlattı. Cabi Efendi, bu sözleri ciddi sanıp münakaşaya girişse, kendi de kendinin deli olduğuna kanaat getirecekti. Gülüyor başını sallıyor:
-“Pekaâlâ, pekâlâl”, diyordu.
Yüz yetmiş beş milyon lira.. Üç sene içinde! Olacak şey miydi? Bu bizim aşağı yukarı on beş senelik bütçemizdi.

4 yıl boyunca, 160 milyon liranın üzerinde banknot çıkartıldı.(1) Bununla birlikte Osmanlı’nın 1915’teki bütçesine bakacak olursak: Gider bütçesi 35.657.545 liraydı.(2) Erdoğan Keskinkılıç tarafından yazılan “Yenileşme Dönemi osmanlı Bütçeleri Üzerine Genel Bir Bakış” makalesinde yer alan 1875-1915 Bütçelerinde Gider Dağılımı tablosuna göre, 1915 yılında bütçe içinde en fazla yer tutan ilk 5 kalemi aşağıdaki gibi sıralayabiliriz;

  • Düyûn-ı Umûmiye: 15.577.625 Lira
  • Harbiye: 6.044.107 Lira
  • Maliye: 3.134.805 Lira
  • Jandarma: 2.228.521 Lira
  • Bahriye: 1.592.245 Lira

Meşrutiyet Dönemi bütçelerinde Düyûn-ı Umûmiye’ye yapılan ödemeler ile savaş harcamalarının artması, mali dengeyi bozan en önemli nedenlerdir.(3)


1: Tabakoğlu, 2017, 298
2: Keskinkılıç, Erdoğan (2003). Yenileşme Dönemi Osmanlı Bütçeleri Üzerine Genel Bir Bakış, url(http://acikarsiv.ankara.edu.tr/browse/20890/)
3: Tabakoğlu, 2017, 298

Nihayetinde karakterimiz akıl hastanesinden çıkar ve karşılaştığı “değişen” İstanbul’u arşınlamaya başlar:

Atpazarı’na gelmiş… Durdu. Etrafı viranelikler çevrilmiş bir mezbeleye benzeyen bu meydancığın ortasında birkaç inek, bir iki at, eşek, keçi falan duruyordu. “Acaba pazar dağıldı mı?” diye mırıldandı. Ama bu kadar erken!..

Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı İmparatorluğu insan gücüne ve makine gücüne ihtiyaç duyduğu kadar hayvan gücüne de ihtiyaç duymuştu. Bu nedenle hayvanlara da ordunun ihtiyaçlarını karşılamak için el konuldu. 1918 yılına gelindiğinde, yük hayvanlarının sayısı yüzde 50, koyun ve keçilerin sayısı ise yüzde 40 oranında azalmıştı.(1)

1: Pamuk, 2017, 167

Etrafında üstü başı perişan takır takır, takunyalı adamlar geziyordu. Daha bir kolalı gömlekliye rastgelmemişti! “Me milli yer, ne milli yer…” diyor; dükkânlarda sararmış, zayıf kadınların; başıkabak, yarı çıplak, sıska çocukların pineklediğini gördükçe, kendi kendine, “Acaba kocaları, babaları camiye mi gitmiş?” diye soruyordu. Halbuki namaz vaktine daha çok vardı.

Yukarıda bahsedildiği gibi savaş sırasında Osmanlı insan gücüne ihtiyaç duyuyordu. Silah altına alınan erkekler ise emek arzında bir azalmaya yol açtı. Çok sayıda erkeğin savaş nedeniyle sivil işgücünden ayrılmaları, sınayideki işgücü kıtlığı sorununu şiddetlendirdi. Çok sayıda kadının istihdam edilmesine rağmen, bu sorun savaşın sonuna kadar çözülemedi.(1) Barış döneminde bile hem kentlerde hem de kırsal alanlarda işgücü darlığı çekilen bir ekonomide savaş sırasında yaşanan güçlükler daha derin oldu. (2)

1: Pamuk, 2017, 166
2: Pamuk, 2017, 166

Cabi Efendi, epey müddettir Üsküdar’a geçmemişti. Eski bol, kalabalık, ucuzluk, şen Üsküdar’ı hatırlıyor. “Acaba ne oldu? Yüz senede bir memleket bu kadar değişemez!” diye şaşırıyordu. Bir bakkalın önünde, yırtık, kirli başörtülü bir kızcağazın, cebindeki kâğıda benzer bir banknot bozdurduğunu gördü. Dikkat etti. Çıkardı. Kendisininkine baktı. Aynıydı. Demek geçiyordu. Bozdurmak için bakkaldan bir şey almayı kurdu. Kenarları çözülmüş bir küfenin içindeki çakal eriklerine göz attı:
– Okkası kaça bunun
– Doksan sekiz buçuk kuruş…
Bakkala dik dik baktı. Bu altmış yaşında kadar, köse, suratsız bir sarıklıydı.
-“Şaka etme!” dedi.
-Ne şakası? Doğru söylüyorum.
-Sen deli olmuşsun…

Şehirli nüfusunun ve ordunun yiyecek arzını sağlamak ve eldeki gıda maddelerini adil bir biçimde dağıtmak, Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı’nda yüz yüze kaldığı en önemli iktisadi sorunlardan biri oldu.(1)Osmanlı ekonomisi tarihinin en büyük enflasyonunu Birinci Dünya Savaşı yıllarında yaşadı. Kısmen parasal genişleme, kısmen de gıda malları ihtiyacının sağlanmasında karşılaşılan sıkıntılar nedeniyle, özellikle savaşın son iki yılında fiyatlar çok hızlı yükseldi.(2)

1: Pamuk, 2017, 169
2: Pamuk, 2017, 173

Birinci Dünya Savaşı Yıllarında Para ve Fiyatlar (yıl sonu itibariyle)

1915191619171919
Dolaşımdaki kağıt para (milyon Osmanlı lirası)846124161
Altın liranın kağıt paraya karşı değeri (nominal=100)
105188470438
İstanbul tüketici fiyat endeksi, 1914’ün yüzdesi1302121.465
2.205
Not: 1914’te, 1,1 Osmanlı lirası = 1 İngiliz sterlini.

*Tablo Şevket Pamuk’un “Türkiye’nin 200 Yıllık İktisadi Tarihi” kitabının 173. sayfasından alınmıştır. (Tablo 12.1)

Cihan Harbi yıllarında Türkiye ve Avrupa ülkelerinde geçinme endeksi (1914=100)

TürkiyeİngiltereFransaAlmanyaAvusturya
1914100100100100100
1915130123118125158
1916212139135164337
1917846175159245672
19181.8232032062931.163
19191.4242212594012.492

*Tablo Zafer Toprak’ın “Türkiye’de Milli İktisat 1908-1918” kitabının 514. sayfasından alınmıştır. (Tablo XXI)

Temmuz 1915 ile Aralık 1918 arasında evrak-ı nakdiyenin ihracı (lira olarak, sol ölçek) ve değer kaybı (altın liraya kâğıt kuruş olarak, sağ ölçek)
Temmuz 1915 ile Aralık 1918 arasında evrak-ı nakdiyenin ihracı (lira olarak, sol ölçek) ve değer kaybı (altın liraya kâğıt kuruş olarak, sağ ölçek)

Kaynak: http://www.obmuze.com/

Cabi Efendi kulağına inanamıyor, dikkatle dinliyordu. Evvalâ Avrupa’da tufan olmuş sandı. Sonra konuşulanların münakaşalarından Cihan Harbi’ni duydu. Bu herifler şüphesiz deliydiler…

Cabi Efendi, dört sene evvel gazetede “Artık Avrupa’da kat’iyyen muharebe ihtimali olmadığına” dair okuduğu yazıyı hatırlıyor olsa da, Avrupa’ya büyük bir savaş yayılmıştı.

Savaş 10 milyon askerin ölümüne, 20 milyonunun yaralanmasına neden oldu. Sivil ölümler 10 milyonu bulurken, 20 milyon insan da açlık ve hastalıkların kurbanı oldu. Savaş için yapılan askeri harcamalar 1914 yılı satın alma gücüyle 180-230 milyar dolar arasındaydı. Savaşın dolaylı maliyeti yani evlere, sınai tesislere, madenlere, hayvanlara, tarım araçlarına, taşıma ve haberleşme sistemlerine verdiği zarar ise 150 milyar dolardan fazlaydı. Savaşın maliyetiyle ilgili bu eksik tahminlere sanayide işgücü ve ham madde yetersizliğinin, sınai tesislerin bakımsızlık ve yenilenmeme nedeniyle aşırı aşınmasının ve tarımda gübre ve çekim hayvanı eksikliğinin yol açtığı zararlar da dâhil değildir. (1)

1: Güran, 2017, 245

Tekrardan ismini zikretmek gerekirse Ömer Seyfettin’in “Makul Bir Dönüş” hikâyesinden alıntılar ile iktisadı bir araya getirmeye çalıştığımız çalışmamızı buraya kadar okuduğunuz için teşekkür ederiz.

“Ya ben akıllanmamışım ya bütün dünya zırdeli olmuş!”

Milli İktisat Okulu

“ Biz iktisat meslekleri tarihinde mevcut mekteplerden hiç birine mensub değiliz. Ne ( Bırakınız, geçsinler, bırakınız yapsınlar ) mektebine, ne de sosyalist komünist , etatist veya himaye mekteblerinden değiliz” ….”zikrettiğim mekteplerden hiç birine mensub olmamakla beraber memleketimizin ihtiyacına göre bunlardan istifade etmeyi de ihmal etmeyeceğiz’”

-Mahmut Esat Bozkurt, İzmir İktisat Kongresi-

     Milli İktisat Okulu kavramının miladı Osmanlının İttihat ve Terakki dönemi olmakla birlikte uygulanmasının planlandığı asıl dönem Cumhuriyetin ilk yıllarıdır.

Okumaya devam et “Milli İktisat Okulu”

Adam Smith Kimdir?

İktisatçılar birbirlerinin görüşlerini kabul etmeme konusunda pek ünlüdürler ama hiç olmazsa bir konuda yaygın bir fikir birliği vardır: Eğer ekonominin babası diye biri varsa, o da Adam Smith‘tir.

Okumaya devam et “Adam Smith Kimdir?”